21 Nisan 2015 Salı

YAN | TESİR / SIDE EFFECT SERGİSİ GALERİ ARK’TA

Nazım İrem, tuval üzerine karışık teknik, 
112x76 cm.
Fatih Balcı, Canan Beykal, Fatoş Beykal, Zeynep Erdinç, Genco Gülan, Nazım İrem, Hülya Küpçüoğlu, Sabrina Osborne, Froso Papadimitriou ve Victoria Rance’den oluşan “yan|tesir” isimli karma sergi 25 Nisan – 24 Mayıs 2015 tarihleri arasında Galeri ARK’ta görülebilir.

Prof. Dr. Nazım İrem sergi ile ilgili kaleme aldığı yazıda şu ilginç detaylara değiniyor:
Tesir: İnsanı, şey(leri) veya olayların akışını etkilemek...
Yan Tesir: . isim, tıp (***) Tedavi için uygulanan ilacın kişide kullanım amacı dışında sebep olduğu olumsuz etki
2. Bir eylemin beklenmeyen amaçlanmayan sonucu, dolaylı yapılan etki


Hülya Küpçüoğlu, “Ağaçların Öyküsü”, 
no 12, tuval üzerine akrilik, 160x120 cm.
Tesir değişim yaratma potansiyeli taşıyan bir etkileşim biçimidir. Her etkileşim, insan öznelliğinden kaynaklanan istek ve fikirlerin şekillendirdiği amaçlar çerçevesinde gerçekleşir. Amaçlarımızın sınırlarını derin ahlaki, estetik, ekonomik, siyasal ve sosyal yapılar belirler. Yapılar amaçlarımızı anlamlandıran zihinsel kurgulardır. Her birimizin kendisini olduğu gibi var ettiği derin yapısal farklılıklar ile deneyim, imgelenim ve bilme hallerimizin bağlamsallığı nedeniyle tesirler aynı şekilde tecrübe edilmezler. Bazen tesir değil de yan-tesirdir deneyimlediğimiz... Amaçlanan, amaçlanmayan, beklenen, beklenilmeyen, hesaplanan, hesaplanmayan, doğrudan, dolaylı her ne var ise, tesir ve yan|tesir olarak etkileşirler. Böylece yaşadığımız dünya çok-amaçlı, çok-anlamlı ve çok imkanlı bir alana dönüşür. Yalnızca bu alanda estetik olan siyasal-ahlaki, ahlaki olan siyasal-estetik yan tesirler yaratabilir.

Victoria Rance, “The Wedding photograph”, 
Digital photograph on fuji crystal archive paper, 30.5 x 45.7 cm.
“Her fikir doğası gereği sadece mevcut gerçekliğin değil, bir olasılığında göstergesidir” diyen John Dewey, aynı zamanda, insani deneyime yön veren imgelemin, toplum-olarak-diğerinin yan tesiri olarak eylem ve amaçlarımızı mevcut gerçeklik alanından başka imkanlara doğru nasıl genişlettiğini ve yeni anlamlar kazandırdığını da ifade etmektedir. Bu sergideki sanatçıların eserlerinde açığa çıkan fantezi, metaforlar, görüntüler ile bütün bilinenlerin ilk biçimlerine yapılan göndermeler yaşattığımız dünyanın o derin yapılarının yan|tesirleridir.

Genco Gülan, “Money”, 8 mg kapsül, (10 kapsüllük karton kutuda), Bir Dolarlık banknot, makas, boş ilaç kutusu, cımbız, 11cm x 5cm x 2cm.
SIDE EFFECT
ef·fect
: a change that results when something is done or happens : an event, condition, or state of affairs that is produced by a cause
: a particular feeling or mood created by something
: an image or a sound that is created in television, radio, or movies to imitate something real
side effect
: an often harmful and unwanted effect of a drug or chemical that occurs along with the desired effect
: a result of an action that is not expected or intended

 Effect is a type of interaction with a potential of change. All interaction takes place through intentions shaped by desires and ideas that stem from human subjectivity.  Deep moral, aesthetic, economic, political, and social structures frame our intentions. Yet, structures are mental constructs that only make our intentions meaningful to us. It is because of the deep structural differences, contextuality of  experiences, imagination and states of cognition that make each of us uniquely as we are; there is no uniform experience of the effects. Sometimes, it is not the effect but the side-effects that we experience. Everything that is intended, unintended, expected, unexpected, calculated, uncalculated, direct or indirect interact as effects and side-effects. Thus, the world-we-live-in is transformed into a multi-purposeful, multi-meaningful and multi-potential realm. Only in such a realm what is aesthetical has politico-moral and what is political has aesthetic-moral side-effects.
When John Dewey said "every idea by its nature indicative of a possibility not of present actuality," he was also implying that different forms of cognition and imagination, which direct human experience as the side-effect of the Other-as-society, extend our actions and purposes from actuality to other potentialities and attach new meanings to them. Fantasies, metaphors, images and the archaic forms of all the-known that are revealed in the works of the artists in this exhibition are the side|effects of the deep structures of the world-we-sustain.

Prof. Dr. Nazım İrem

AYÇA TELGEREN: ‘SANATÇININ ELİ’

Ayça Telgeren, 2015, 'Ringers', Elle Kesim, Asitsiz Kağıt,
180 x 140 cm.
Galerist, Ayça Telgeren’in ‘Sanatçının Eli’ başlıklı üçüncü kişisel sergisine 5 Mayıs - 6 Haziran 2015 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Her serginin bir süreç özeti, bir önceki üzerine atılmış bir basamak olduğunu ifade eden sanatçı, iki senelik bilinç, beden ve ruh yolculuğunun biçimsel iz düşümleri olarak tanımladığı bu sergiyi dört ana başlıkta topluyor ve özyaşamıyla paralel giden bu kurguda kat ettiği yolları kendi sembolizmiyle tarifliyor. Telgeren’in geleceğin inşası başlığında topladığı beş çalışma, yolda olma hali, aklın gelişim süreci, buna eşlik edip eksikleri tamamlayan kalp, ortak bilinç düzeyinin getireceği çeşitlilik ve tüm bunları yapacak cesaretin ön hali olan maceraperestliğe methiye niteliğinde.

Sanatçının çalışmalarının her biri kendine ait tını ve titreşimleriyle ortak bir melodi oluştururken, coşkulu ruh halini ve yeni bir bilinçle sürdürdüğü inatçı iyimserliğini temsil ediyor. Serginin ikinci kısmı ise, adeta bir içe dönüşü işaret ediyor. Kendini söküp dökmeden, karmaşaları daha okunur hale getirmeden, çözümsüzler ve lüzumsuzlardan arınmadan ilerlemenin mümkün olmadığının altını çizen sanatçı, burada samimi bir kabul gerektiğini ifade ediyor. Telgeren, öfkesini, korkusunu, sevgisinin iki kutuplu gerilimini ifşa ederken, kendi plastik karakteri olan cinsiyetsiz tombul yaratığın kökenine dair de ipuçlarını izleyici ile paylaşıyor. Sanatçının yıkıcı değil yapıcı bir ordu kurmanın hayaliyle yarattığı serisi ise, elle kestiği stensillerden çoğalttığı ve farklı teknikleri bir arada kullanarak bir bütünün eş değer parçaları olarak hayal ettiği karakterlerden oluşuyor.

Serginin son bölümünde, sanatçının müzisyen ve elektro gitar virtüözü Cem Köksal’la işbirliği içerisinde ürettiği eser yer alıyor. Köksal kendi tasarımı ‘Shark’ gitarın üçüncüsünü bu sergi için özel olarak üretiyor. Telgeren ise, bu gitarı boyarken 2011 yılında kendi elinin kalıbını kullanarak çizdiği ve sergiye ismini veren ‘Sanatçının Eli/The Hand of the Artist’ adlı deseninden yola çıkıyor. Benzer bir mantıkla Köksal’ın el kalıbını baz alarak oluşturduğu desenlerle iki sanatçının kendi disiplinlerine has enstrümanları üzerinden tokalaşmasına tanıklık ediyoruz.

GALERİST
Tepebaşı, Meşrutiyet Caddesi No:67 K:1, 34340 Beyoğlu, İstanbul – Turkey
www.galerist.com.tr
info@galerist.com.tr
T. +90 212 252 1896


18 Nisan 2015 Cumartesi

TOMUR ATAGÖK’ÜN RETROSPEKTİF SERGİSİ ANNELER GÜNÜ KUTLAMALARI KAPSAMINDA BEŞİKTAŞ ÇAĞDAŞ SANAT GALERİSİNDE

Tomur Atagök, “Kadınları Koruyan Yine Kadınlardır”, 2012, 100x200 cm.
2015 yılı Unesco UPSD/AIAP ödülünü alan
Tomur Atagök Ödül Töreninde.
Tomur Atagök’ün Retrospektif Sergisi, Anneler Günü kutlamaları kapsamında Beşiktaş Belediyesi MKM – Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi’nde 7 Mayıs – 15 Haziran 2015 tarihleri arasında izlenebilir. 16 Nisan tarihinde gerçekleşen törende 2015 yılı Unesco UPSD/AIAP ödülünü de alan Atagök; “Bu yıl bu ödülü alan iki sanatçıdan biri olmak beni epey sevindirdi” açıklamasını yaptı.

1960 yılında SANAT EĞİTİMİ için Amerika Birleşik Devletlerine giden ve 70’lerden itibaren İstanbul’da etkin bir sanat yaşamını sürdüren TOMUR ATAGÖK, 2015 yılında sanatında odaklandığı temaları toplu olarak toplumun dikkatine sunacağı retrospektif sergisinin hazırlığını tamamladı. Beşiktaş Belediye’sinin yılda bir retrospektif sergi dizisini sürdürecek bu sergi, özellikle ANNELER GÜNÜ etkinlikleri kapsamında kadına gösterilmesi gereken sevgi ve saygıyı gündeme getiriyor.

ATAGÖK, 1980’lerden bu yana kadın sanatçının sanat ortamında geride kalmışlığına da tepki göstererek, konuşma ve yazılarında kadın sanatçıyı yüceltmiş ve kadın sanatçıları dikkate getiren sergiler düzenlemiştir. 1993 yılında Kültür Bakanlığının İstanbul’da organize ettiği “Çağlar Boyu Anadolu’da Kadın Sergileri” ATAGÖK tarafından gerçekleştirilirken, 2001’de Almanya Bonn Kadın Müzesinde de Türkiye’den kadın sanatçılar sergisinin küratörlüğünü yapmıştır.

Tomur Atagök, “Truth is out There”, 2015.
Kadın sanatçıları gündeme taşıdığı diğer sergileri, söyleşi ve yazıları yıllarca gerçekleştirirken, bir akademisyen olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde görev yapmış olan TOMUR ATAGÖK, bir yandan da müzeciliğin ülkemizde gelişmesi için emek harcamıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde 1989’da kurulan Müzecilik Yüksek Lisans Programı Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşır.

Tomur Atagök.
Sanatçı olarak 1960’larda insanın düşünce, duygu ve ilişkilerini soyut tanımlama adı altında gerçekleştiren TOMUR ATAGÖK, 1980’lerden itibaren figür ve soyutu birlikte sanatında kullanırken, özellikle kadın sorunları üzerine odaklanmaya başlamıştır. “SANATÇI KADIN” söylemiyle sanatında yol alırken, metalik yüzeye izleyicinin ve çevrenin yansıyarak sanatla yaşamın birleştiği bir mekan anlayışını vurgulamaya başlamıştır. 

Tomur Atagök, “Simetrik Sunak”,1983, 2(150x300 cm), Yeni Eğilimler Sergisi, Gümüş Madalya.
Resimsel çalışmalara ilave olarak, yaşamdan izlerin de bulunduğu eserlerinde, 1990’larda özellikle Anadolu’nun ANA TANRIÇALARI’nı günümüz kadınına örnek göstermeyi hedeflemiştir. Bir koruyucu olarak kadının enerji ve otoritesini temsil eden “Tanrıçalar” aynı zamanda üretici nitelikleriyle bereketin de sembolü olmuşlardır. Bazen klasik görüntülerini kıpkırmızı dudaklarıyla güncelleştirdiği tanrıçalar, bazen oyuncakları anımsatan silahlarla tehdit altında kalmış analar,  şiddete yakalanan ya da kaçan kadınlar bir araya geliyorlar. Ancak 2000’li yıllarda TOPLUMDA artan şiddet, sanatçının son işlerinde de izleyiciye ‘dikkat’ işareti veriyor.  Burada konuşmanın, dinlemenin ve sözün önemi, bazı yazar ve filozoflardan alıntılarla sanatçının gündemi vurgulanıyor.

Tomur Atagök.
Son yıllarda sanatçının üzerinde durduğu bir başka konu, “DOĞA”ya insanoğlunun verdiği zarar. 2000’li yıllardan bu yana işlerinde bizleri çevreye yöneltiyor: “DOĞA bize çağrıda bulunuyor.” açıklamasını yapıyor. Resim, yerleştirme, heykel, artbox’ları ile sanatçı; “GEL DOĞAYI YAŞATALIM” diyor. Bir kez daha toplumu sanatıyla uyaran TOMUR ATAGÖK, YAŞAM VE SANATIN AYRILMAZ BİRLİKTELİĞİNİ vurguluyor.
Tomur Atagök, “Çerçevelenmiş Doğa - Framed Nature”, 2010, 95x135 cm. 
Görülmesi gereken bir sergi, kaçırmayın. 7 Mayıs-15 Haziran 2015 tarihleri arasında BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ MKM / BEŞİKTAŞ ÇAĞDAŞ SANAT GALERİSİNDE Annelerinizi ve dostlarınızı bu sergiye getirin. HUZURUN oluşmasına katkıda bulunalım!          

DETAYLI BİLGİ İÇİN


Tomur Atagök.
Tomur Atagök, “Çıkış - Coming Out”, 1979, 188x96 cm.

15 Nisan 2015 Çarşamba

DENİZ ALTININ RÜTBELİ RESSAMI’NDAN “SESLİ VE SESSİZ DÜNYADA SANAT” SERGİSİ

Ekmel Totrakan, Andre Laban ile Dalış.
Dünyada su altında resim yapan iki ressamdan birisi olan Eski Güney Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ekmel Totrakan’ın, “Sesli ve Sessiz Dünyada Sanat” isimli resim sergisi 16 Nisan – 11 Mayıs 2015 tarihleri arasında İzmir Atatürk Organize Sanayii’ndeki Norm Sanat Galerisi’nde izlenebilir. Bu konuda dünyadaki tek ismin, Kaptan Cousteau’nun da su altı kameramanı olan 81 yaşındaki Andre Laban olduğunu belirten Totrakan; “Güney Deniz Saha Komutanlığı görevinden 1997 yılında emekli oldum ama denizle ve sanatla bağımı koparmadım” açıklamasını yapıyor. Tuvalini su altına indirme fikrinin ise, su altı dünyasının duayeni olarak kabul gören merhum dostu Haluk Cecan’ın cesaretlendirmesiyle gündeme geldiğini belirtiyor:

Ekmel Totrakan, Çeşme'de Dalış.
“Merhum dostum Cecan; ‘Paşam, hem dalıyorsun, hem resim yapıyorsun, neden su altında devam etmeyesin?’ diyerek beni cesaretlendirdi. Bu konuda dünyadaki tek isim, Kaptan Cousteau’nun da su altı kameramanı olan 81 yaşındaki Andre Laban’dır. Cecan’ın vasıtasıyla 2005 yılında Fethiye’de bir araya geldik. Laban, benim bu konuda istekli olduğumu görünce sevindi. Laban ile 7-8 metrelere dalışlarla ilk tablolarımı yaptım. Artık tamamen su altına yöneldim. Türkiye’nin su altı zenginliği bulunan kıyılarında dalarak, bunu tablolara yansıtmaya çalıştım. Kemer’de Paris isimli bir Fransız savaş gemisi batığına, Adrasan’daki eşsiz mağaralara, Çeşme’deki doğal güzelliklere daldım ve resmettim.”

Ekmel Totrakan, Paris Batığında Çalışma.
Su altında resim için özel bir tuval ya da boya kullanmadıklarını belirten Totrakan; “Yağlıboya zaten suyla karışmıyor. Yalnızca suyun altında fırça kullanılmadığı için desenler boya tüpleriyle çiziliyor, diğer işlemler ıspatulayla yapılıyor. Bu da su altı resimlere özgün bir teknik doğuruyor. Hazır tuval kullanıyorsanız boyanın tutunması açısından üzerine yağ sürmeniz gerekiyor. Ancak ben ham bez kullanıyorum, yağlamaya gerek kalmıyor.” açıklamasını yapıyor.


Amacının sualtı güzelliklerimizi sanatsal bir bakış açısı ile su üzerine taşımak olduğunu ve bu işi yapmanın en önemli koşulunun iyi bir dalgıç olmak olduğunu, kesinlikle yalnız dalınmaması gerektiğini belirten Totrakan; “Zaten boyalarınızı taşımanıza yardım edecek bir dalgıca ihtiyacınız oluyor. Ayrıca daldığınız derinliğe göre, suda kalma sürenizi iyi ayarlamanız gerekiyor. Bu nedenle derinlerdeki resimler hızlı yapılmak durumunda. Bazen bir tabloyu ancak 2-3 dalışta tamamlayabiliyorum.” diyor. 

Ekmel Totrakan, Üç Adalar Çalışması, 8 metre.
Ekmel Totrakan, Çeşme Batığında Çalışma, 17 metre.
Ekmel Totrakan, "Balık ve Bakraç", tuval üzerine yağlıboya, 48 x 69 cm.
Ekmel Totrakan, "Kadeh ve Tepsi", tuval üzerine yağlıboya, 65 x 80 cm.
Ekmel Totrakan, "Bir Fincan Çay".

DÜNYA SANAT GÜNÜ KUTLU OLSUN

Sanata emek veren tüm sanatçılarımızın, sanatı destekleyen tüm sanatseverlerin ve sanat basını mensuplarının Dünya Sanat Günü kutlu olsun. Bu günü dünya sanatına kazandıran Bedri Baykam’a çok teşekkür ederiz. Ben de bu vesileyle, uzun zamandır The Art and Culture (Sanat ve Kültür Sütunu) isimli facebook ve blog sayfamda yayımladığım yazı, röportaj ve haberlerimi takip ederek, beğenerek ve paylaşarak sanatın daha geniş kitlelere yayılması için yanımda olan herkese saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Dünya Sanat Günü, her yıl Nisan ayının 15. günü kutlanan, sanat etkinlikleri düzenlenip cadde ve sokakların sanat eserleri ile süslenildiği bir gün olarak kabul edilir. 2012 yılı itibariyle kutlanmaya başlanılmıştır.
Türk sanatçı ve Ulusal Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı Bedri Baykam, International Associations of Art (IAA - Uluslararası Sanat Derneği)’ın 2011 yılında Meksika’da yapılan genel kuruluna Türkiye temsilcisi olarak katılmıştır. Baykam, toplantıda Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’ın Dünya Sanat Günü olarak kutlanmasını önerdi. Bu öneri çoğunluk oyu alarak, her yıl 15 Nisan tarihinde World Art Day (WAD) olarak kutlanılması kararı alındı.


HAPPY WORLD ART DAY
I wish Happy World Day to all our artists who labor to art, art lovers and art press who support art. Thanks to Bedri Baykam, who proposed to celeberate 15th April as World Art Day. On this occasion, I am also offer my love and respect to everyone who follow my Facebook and Blog page titled “The Art and Culture Column” and spread the art to a wider audience by sharing my articles, interview and news.

World Art Day is an international celebration of the fine arts which was declared by the International Association of Art (IAA) in order to promote awareness of creative activity worldwide.
A proposal was put forward at the 17th General Assembly of the International Association of Art in Guadalajara to declare April 15 as World Art Day, with the first celebration held in 2012. This proposal was sponsored by Bedri Baykam of Turkey and co-signed by Rosa Maria Burillo Velasco of Mexico, Anne Pourny of France, Liu Dawei of China, Christos Symeonides of Greek Cyprus, Anders Liden of Sweden, Kan Irie of Japan, Pavel Kral of Slovakia, Dev Chooramun of Mauritius, and Hilde Rognskog of Norway. It was accepted unanimously by the General Assembly.
The date was decided in honor of the birthday of Leonardo da Vinci.(ownpage) Da Vinci was chosen as a symbol world peace, freedom of expression, tolerance, brotherhood and multiculturalism as well as art’s important to other fields.



14 Nisan 2015 Salı

CHIHULY’NİN PARLAK MAVİ CAM ENSTALASYONU CHRYSLER SANAT MÜZESİ’NİN BAHÇESİNDE SERGİLENİYOR

Dale Chihuly (American, b. 1941), “Turquoise Reeds and Blue Marlins”, 2015, Blown glass, © Dale Chihuly / Chihuly Studio, Photo by Gary Marshall, Chrysler Museum of Art, Norfolk, Va.
Virginia Sanat Festivali-Virginia Senfoni Orkestrası’nın sahnelediği Bartók’s Bluebeard’s Castle (Béla Bartók tarafından yazılan opera) kapsamında düzenlenen “Chihuly Bahçe’de” isimli sergi, Amerika’nın Virginia Eyaleti, Norfolk şehrindeki Chrysler Sanat Müzesi’nin bahçesinde 11 Nisan’da açıldı. 7 Haziran 2015 tarihine kadar gezilebilecek Chihuly’nin bu özel dış mekan enstalasyonu, Norfolk’un doğal ve deniz güzelliklerine övgü niteliğinde.
Sanatçının, yüzlerce enerjik “Reeds and Marlins (Sazlıklar ve Kılıçbalıkları)” gün ışığında müzenin büyük meşe ağacına ev sahipliği yapan havuzlu bahçesinde parlayacak. Geceleri ise, özel olarak aydınlatılan enstalasyonun mavi camları daha dramatik bir etki ışık yayıyor. Enstalasyon sabah 10.00, akşam 21.00 saatleri arasında görülebilir.

BRILLIANT BLUE GLASS ARTWORKS SPRING FROM MEMORIAL GARDEN
DURING CHIHULY IN THE GARDEN AT THE CHRYSLER MUSEUM OF ART
NORFOLK, Virginia – The scintillating splendor of Dale Chihuly’s artistry comes alive with Chihuly in the Garden at the Chrysler Museum of Art. This special outdoor installation, which opens April 11 in the Museum’s Memorial Garden, pays tribute to Norfolk’s natural and nautical beauty. Outdoor exhibition complements Virginia Arts Festival-Virginia Symphony production of Bartók’s Bluebeard’s Castle, featuring theatrical sets by the renowned artist.

A hundred of the artist’s vibrant glass Reeds and Marlins will shine in the sunlight from within the Museum’s waterfront garden, with its grand live oak, sparkling central fountain, and tranquil waterfront view. Nighttime illumination will show the blue works in glass in a different, more dramatic light. Memorial Garden will be open to the public daily from 10 a.m. until 9 p.m. 

“Museums rarely have opportunities to show glass outside the confines of the galleries, so it is with great excitement that we bring you the genius of Dale Chihuly’s artwork in our Memorial Garden,” said Diane C. Wright, Carolyn and Richard Barry Curator of Glass.

Chihuly in the Garden, organized in cooperation with Chihuly Studio in Seattle, will be on view at the Chrysler Museum through Harborfest weekend, ending Sunday, June 7.  Admission is free.

The exhibition is part of a collaborative Chihuly celebration between three premier arts organizations based in Norfolk. Works by the artist also will be featured on the stage as Virginia Arts Festival, the Virginia Symphony Orchestra, and the Chrysler present Béla Bartók’s Bluebeard’s Castle. Chihuly designed six beautiful sculptures specifically for the moody musical drama in 2009. These breathtaking sets, 14 feet tall, convey the psychological and emotional drama of this operatic tale. This one-act spectacle of sight and sound comes to Chrysler Hall on April 18 and 19. Tickets are available for purchase at www.vafest.org.

ABOUT THE ARTIST
Dale Chihuly is credited with revolutionizing the Studio Glass movement and elevating the perception of the glass medium from the realm of craft to fine art. He is renowned for his ambitious architectural installations around the world, in historic cities, museums, and gardens. Chihuly’s work is included in more than 200 museum collections worldwide including the Metropolitan Museum of Art, the Smithsonian American Art Museum, and the Corning Museum of Glass.

The Chrysler Museum’s extensive glass collection includes one of Chihuly’s acclaimed Venetian series sculptures, a 1990 collaboration with master Italian glassblower Lino Tagliapietra. Chihuly’s work also served as a keystone exhibition in 1999’s Art of Glass, a celebration of glass art across the Hampton Roads region.

ABOUT THE CHRYSLER MUSEUM OF ART
The recently expanded Chrysler Museum of Art in Norfolk, Virginia, is one of America’s most distinguished mid-sized art museums, with a nationally recognized collection of more than 30,000 objects, including one of the great glass collections in America. The core of this collection was given to the Museum by Walter P. Chrysler, Jr., an avid art collector who donated thousands of objects from his private collection to the Museum in 1971. In the years since Chrysler’s death in 1988, the Museum has dramatically extended its campus and developed new ties with the Norfolk community. It has rapidly growing collections, especially in the fields of contemporary glass, American art, and photography.

In 2011, the Chrysler opened a full-service glass studio with a 560-pound capacity furnace, a full hot shop, a flameworking studio, nine annealing ovens, and a coldworking shop. In addition, the Chrysler administers two Federal-period historic houses in downtown Norfolk: the Moses Myers House and the Willoughby-Baylor House.

The Chrysler Museum of Art, One Memorial Place, Norfolk, and its Perry Glass Studio at 745 Duke St., are open Tuesday through Saturday, 10 a.m. to 5 p.m., and Sunday, noon to 5 p.m. The Historic Houses on E. Freemason Street are open weekends. Admission is free. For more information on exhibitions, events, and programs, visit www.chrysler.org

9 Nisan 2015 Perşembe

TÜRKİYE KONULU TABLOLAR SOTHEBY’S ORYANTALİST ESERLER MÜZAYEDESİ’NDE

Germain Fabius Brest, French, 1823 – 1900, “Bateaux sur le Bosphore”, oil on canvas, Estimate: £60,000-80,000
Sotheby’s, 21 Nisan 2015 tarihinde Londra’da Oryantalist Eserler Müzayedesi düzenliyor. Müzayedede içinde Fausto Zonaro ve Jean-Baptiste Vanmour’un yapıtlarının da bulunduğu önemli Avrupalı ressamların Türkiye konulu eserlerinden oluşan bir seçki yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye yüzyıllar boyunca Batılı sanatçıları cezbetmiştir. On sekizinci yüzyıldan itibaren Batılı elçiliklerde ve Osmanlı Sarayı’na diplomatik amaçlarla giden elçilik heyetlerinde görev alan ressamlar yerel manzaraların, kıyafetlerin, diplomatik kabul törenlerinin resimlerini yapmışlar, bu resimlerle Batı sanatında tamamen yeni bir tür olan Oryantalizm’in doğmasına aracı olmuşlardır.

François-Claude Hayette, Austrian, b. 1838, “Constantinople from Galata”, oil on canvas, Estimate: £180,000-250,000
Sotheby’s Oryantalist Tablolar Bölümü Başkanı Claude Piening, konuyla ilgili şunları söylüyor: “On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda, günümüz Türkiyesi, Yakın Doğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Uzak Doğu’daki İran ve Hindistan’a uzanan toprakları içine alan geniş coğrafyayı tanımlamak için kullanılan bir terim olan Doğu (Orient), yüzyıllar boyunca cazibesiyle Batılı sanatçıların hayal güçlerine hükmetmiştir. Bu eserler günümüzde de güçlü cazibelerini korumaktadır. Çölün çorak yabanıllığı olsun, İstanbul ya da Kahire’nin mimari harikaları ya da bu bölgelerin giysileri ve kültürleri olsun, bu yeni keşfedilen yerlerin görülmeye değer zenginlikleri, Batılı ressamları, özellikle Fransızları, İngilizleri, İtalyanları, Avusturyalıları ve Amerikalıları Doğu’ya çekmiş ve onların üzerinde ülkelerine döndükten sonra uzun süre devam eden etkiler bırakmıştır.”

Jacob Jacobs, Belgian, 1812 – 1879, “The Arrival of Sultan Abdulmecid at The Nusretiye Mosque”, Painted in 1842, oil on canvas, Estimate: £50,000-70,000
Sotheby’s İstanbul Ofisi Direktörü Oya Delahaye’in konuyla ilgili görüşleri ise şöyle: “Bu türe karşı Batı’daki geleneksel alıcılar arasında her zaman istikrarlı bir ilgi olmuştur; Türk, İslam ve Arap dünyasındaki alıcıların ilgisinde ise son otuz yılda çok büyük bir artış gördük. Bugün bölge ülkelerindeki özel koleksiyoncular ve kurumlar, Oryantalist sanatın en iyi örneklerine sahip olmak amacıyla hem müzayedelerde hem özel satışlarda en yüksek teklifleri veriyorlar, demek ki bu seçkin tür artık çok iyi bir şekilde anlaşılır hale geldi.”

MÜZAYEDEDE ÖNE ÇIKAN ESERLER

Fausto Zonaro, Italian, 1854 – 1929, “Bayram (The Celebration)”, oil on canvas, Estimate: £350,000-450,000
Fausto Zonaro
Italyan, 1854 -1929
Bayram (The Celebration)
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £350,000-450,000
Yaklaşık 1899’da Fausto Zonaro tarafından yapılan ve Bayram adını taşıyan bu tablo heyecan verici bir yeniden keşiftir, daha önce müzayedeye hiç girmemiştir. Bu tablo, Zonaro’nun yaptığı bayram kutlaması konulu iki büyük boyutlu tablonun daha küçük olanıdır. Diğer tablo özel bir koleksiyonda bulunmaktadır. Her iki eser, saray ressamı Zonaro’nun eşi Elise’nin II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin ardından ailenin 1910’da İtalya’ya gidişinden kısa bir süre önce çektiği, sanatçının İstanbul’daki atölyesini gösteren fotoğraflarda duvara asılı olarak görülmektedir. Bu tabloda eski adı Tatavla olan İstanbul’un Kurtuluş semtinde Şeker Bayramı kutlamaları konu edilmiştir. Geleneksel giysileri içinde adamlar onlara eşlik eden müzisyenlerle kendilerini izlemeye gelenlerin arasında müziğin eğlenceli ritmine ayak uydurarak dans etmektedir. 
Fausto Zonaro, Italian, 1854 – 1929,
“Study for Bayram (The Celebration)”,
oil on canvas, Estimate: £40,000-60,000
Zonaro hatıralarında Bayram kutlamalarının kendisini ne denli etkilediğini canlı bir biçimde anlatır. Sanatçı bu resimde kendini kompozisyonun sağında fötr şapkalı olarak resmetmiştir. İstanbul’da yaşayan farklı milletlerden halkların çeşitliliği ve onların şölenleri, Zonaro’ya bizzat tanığı olduğu ve resmine aktardığı devingen, nefes kesici bir dizi seyirlik sunmuştur. Zonaro İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İtalyan Riviera’sında bulunan San Remo şehrine yerleşmiş ve yaşamının geri kalan kısmını orada geçirmiştir. Bu eser şimdiki sahibinin büyükbabası tarafından sanatçı San Remo’dayken alınmıştır. Eserin satışa çıkışı Floransa’da Medici-Riccardi Sarayı’nda Nisan-Haziran 2015 tarihleri arasında düzenlenecek olan kapsamlı Zonaro retrospektifi ile aynı zamana rastlamaktadır.

Hubert Sattler, German, 1817 – 1904,
“Constantinople from the Fire Tower of Beyazit”,
 oil on canvas, Estimate: £150,000-200,000
Hubert Sattler
Alman, 1817-1904
Bayezit Yangın Kulesi’nden İstanbul
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı:£150,000-200,000
Yaklaşık 1840-50 yıllarında yapılmış olan bu geniş panorama, Fatih Sultan Mehmet’in oturduğu Eski Saray arazisi üzerine 1828’de yaptırılan yangın gözlem kulesi Bayezit Kulesi’nden şehrin güney doğusundaki Sultanahmet semtini göstermektedir. Bu mermer kule, Yeniçeri ordusunu kaldırarak yerine Asakir-iMansure-i Muhammediye ordusunu kuran Sultan II. Mahmut (1808-1839) tarafından inşa ettirilmiştir. Ön planda yeni kurulan ordunun talimi görülmektedir. Arka planda Aya Sofya ve Sultan Ahmet Camii, ön planda soldan sağa doğru Mahmut Paşa Camii, Nuruosmaniye Camii ve Beyazit Camii yer almaktadır. Bu üç caminin arasında Kapalı Çarşı’nın kubbeli çatıları bulunmaktadır. En solda Topkapı Sarayı ve uzakta Marmara Denizi’nden yükselen Prens Adaları yer alır.

François-Claude Hayette
Avusturyalı, d. 1838
Galata’dan İstanbul
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £180,000-250,000
Galata’dan bakılarak Haliç, Sarayburnu, Topkapı Sarayı ve Aya Sofya’yı gösteren bu manzara dünyanın en büyük doğal limanlarından birinin ihtişamını gözler önüne sermektedir. Boğaziçi’ne veoradan Marmara Denizi’ne akan Haliç’in kıyıları M.Ö. Yedinci yüzyılda yerleşimcileri kendine çekmiş ve sonra da İstanbul’un zengin ve güçlü bir liman haline gelmesini sağlamıştır. Efsaneye göre Osmanlı kuşatması sırasında Bizanslılar suya öyle çok kıymetli eşya atmışlar ki Haliç’in suları altın rengine bürünmüş. Şehrin ticaretine yüzyıllar boyunca Haliç kıyılarını dolduran depolara yüklerini boşaltan gemiler egemen olmuştur ve bu canlı ticaret atmosferi Hayette’in manzarasında görülmektedir.

Auguste Etienne François Mayer, French, 1805 – 1890,
“Sultan Mahmud II Leaving the Beyazid Mosque,
Constantinople”, Painted in 1837, oil on canvas,
Estimate: £70,000-90,000
Auguste Etienne François Mayer
Fransız, 1805 -1890
Bayezit Camii’nden Ayrılan Sultan II. Mahmut, İstanbul
1837’de yapılmıştır, tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £70,000-90,000
Bu usta Cuma Selamlığı betimlemesinde II. Mahmud (1808-39) Bayezit Camii’nden çıkarak gürültülü büyük bir kalabalığa doğru ilerlerken görülmektedir. Sultan II. Mahmud’a at sırtında yaşlı bir adam eşlik etmektedir, bu kişinin bu tablo yapıldığı sırada sadrazam olan Mehmed Emin Rauf Paşa olduğu düşünülür. Sultanın etrafı kısa bir süre önce kurduğu Asakir-i Mansure ordusunun askerleri tarafından sarılmıştır. Sultanın arkasında harem hanımlarını taşıyan iki kırmızı araba vardır. İzleyiciler arasında çocuklar, kadınlar, Mevlevi dervişleri, şeyhler, mollalar, imamlar, Avrupalılar, askerler ve tacirler yer almaktadır. Caminin karşısındaki kapı 1826’da Sultan II. Mahmud tarafından kurulan, Başkumandanlık ve Yeni Ordu kışlalarının kapısıdır. Bu yapılar bugün İstanbul Üniversitesi’ne aittir. İleride Bayezit Kulesi görülmektedir.

Jacob Jacobs
Belçikalı, 1812 -1879
Sultan Abdülmecid’in Nusretiye Camii’ne Gelişi
1842’de yapılmıştır, tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £50,000-70,000
Yeni Dolmabahçe Sarayı ve Ortaköy’deki Mecidiye Camii’nin inşaatı Sultan Abdülmecid’in saltanatına (1839-1861) rastlar. Bu manzarada solda Aya Sofya, Yeni Cami ve sağda Galata Kulesi açık bir şekilde görülebilmektedir.

Jean Baptiste Vanmour, French, 1671 – 1737, “Cortège du Sultan”, oil on canvas, Estimate: £150,000-250,000
Jean Baptiste Vanmour
Fransız, 1671 -1737
Sultan Alayı
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £150,000-250,000
Bu yapıt İstanbul’daki saray yaşamını birinci elden gözlemleyen ve eserlerinin büyük bir kısmında konu edinen Vanmour’un tanık olduğu bir Osmanlı geçit alayının görkemli panoramik bir betimlemesidir. Aynı zamanda sanatçının bilinen en büyük yapıtlarından biridir. Atlı yeni çerilerin başını çektiği alayda, Sultan sahnenin en önünde, beyaz sorguçlu başlıklarıyla dikkat çeken muhafızlarla çevrili ilerlemektedir, sadrazam ortada, haremağası geride durmakta, bir derviş ve halktan bir grup da Sultan’a bağlılıklarını göstermek için başlarını öne eğmiş durmaktadır. Betimlenen Sultan büyük bir olasılıkla 1703-1730 yılları arasında hüküm süren ve Vanmour’un birçok önemli yapıtında görülen III. Ahmet’tir.

Germain Fabius Brest, French, 1823 – 1900,
“On the Bosphorus”, oil on canvas,
Estimate: £60,000-80,000
Germain Fabius Brest
Fransız, 1823 -1900
Boğaziçi’nde
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £60,000-80,000

Germain Fabius Brest
Boğaziçi’nde Gemiler
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £60,000-80,000
Fabius Brest, 1855-1859 yılları arasında Türkiye’de dört yıl yaşadı. Bu süre içinde yaptığı bir dizi tabloda İstanbul’a, şehrin etrafındaki kırlara ve Karadeniz kıyısına ait manzaralar resmetti. Resimlerin her ikisi de Boğaziçi’ni betimler. Şimdi olduğu gibi, Brest’in bu manzaraları tuvale aktardığı dönemde de Boğaz önemli bir ticaret yoluydu. Bunu tablodaki tam yelken yol alan, ağzına kadar dolu, ahşap yük gemilerinden anlayabiliyoruz. Göz alıcı binalar Boğaz’ın kıyılarına birbiri ardına sıralanmıştır: bu binaların arasında camiler ve saraylar olduğu gibi varlıklı İstanbulluların yazlarını geçirdikleri ahşap yalılar da vardır.



Alberto Pasini, Italian, 1826 – 1899, “Before the Mosque”, Painted in 1869, oil on canvas, Estimate: £60,000-80,000
Alberto Pasini
İtalyan, 1826 -1899
Cami Önünde
1869’da yapılmıştır
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £60,000-80,000

François Prieur-Bardin, French, 1870-1939, “The Ferry at Karaköy, Constantinople”, Painted in 1900, oil on canvas, Estimate: £30,000-50,000
François Prieur-Bardin
Fransız, 1870-1939
Karaköy, İstanbul’da Vapur
1900’da yapılmıştır
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £30,000-50,000

Eugène Verdyen
Belçikalı, 1836 -1903
İzmirli Hanım
1874’de yapılmıştır
tuval üzerine yağlıboya
Değer aralığı: £15,000-20,000


8 Nisan 2015 Çarşamba

ALİ RAŞİT KARAKILIÇ VE “DÖNÜŞÜM SÜREÇLERİ 2”


Ali Raşit Karakılıç.
Ali Raşit Karakılıç, Kafesteki Kadın.
Ali Raşit Karakılıç, Kafesteki Kadın (detay).
Ali Raşit Karakılıç,  3 - 7 Nisan 2015 tarihleri arasında Adana 3. Portakal Çiçeği Karnavalı sırasında Adana Büyük Şehir Belediyesi 75. Yıl Sanat Galerisi'nde Denizhan Özer küratörlüğünde "Dönüşüm Süreçleri 2” isimli sergiyle yer aldı.

Ali Raşit Karakılıç, P.04 + F.15, Karışık Teknik,
172x133 cm, 2008.
Sergide, sanatçının son 10 yıl boyunca büyük araştırma ve incelemeler sonucu oluşturduğu dönüşüm süreçlerine ait enstalasyon ve resimlerde günümüz toplumunun oluşturduğu kaotik yapıya yönelik bir eleştiri yer alıyor. Kaos estetiğinden beslenen ve yapıbozumsal üretim biçimi ile oluşturulan yapıtların çıkış noktası, günlük hayat içinde kullanımdan çıkmış, atılmış, geri dönüşüme giden atıklar ya da hurdalardır. Analitik bir düşünce yapısı ile üretilen yapıtların günümüz insanının görmezden geldiği çevre sorunlarına değinmesi son derece önemli olup yaşadığımız hayata ait yaşam izlerini irdelemenin yanı sıra politik anlamlar ve mesajlar içermektedir.

KAOTİK YÜZEY ARAYIŞLARI
Denizhan Özer, Mart 2015, İstanbul

Geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar geldiğimizde sanatın geleneksel yöntemler dışında farklı arayış biçimlerine -girerek yeni yaratımlarla- yol aldığını görürüz. Özellikle yaşadığımız son zaman diliminde teknolojik ve bilimsel çalışmaların artması sanatçıları bu teknolojiyi kullanarak yeni yaratım biçimlerine yönlendirerek farklı farklı bir sürecin içine sokmuştur. 

"Dönüşüm Süreçleri 2" sergisinden genel görünüm.
Gelenek bir yandan devam ederken yeni olan geleneğe eklenip onun melezleşmesine, değişmesine neden olarak yaşanılan zaman dilimine uyum sağlamıştır. Bu bilim sanat paslaşması içinde her ne kadar bilim insanları düzenli, tahmin edilebilir, sebep sonuç ilişkisine dayalı sistemlerin var olduğunu kabul etseler de sanatçılar düzensiz durumları kendi bakış açılarıyla yorumlayıp bir yapıt olarak hayatın içine katarak yeni algılama ve görme pratikleri oluştururlar. İşte "Dönüşüm Süreçleri" bu mantıkla ortaya çıkmış yapıtlardan oluşmaktadır.

Ali Raşit Karakılıç, P.06 + PK. 07 + M, Karışık Teknik, 115x150 cm, 2008.
Ali Raşit Karakılıç, kaostan beslenen bir sanatçıdır ve bunun yanı sıra analitik düşünce yapısıyla bilimsel paradikmalardan yararlanarak yol almaktadır. Onun kaos estetiğinden beslenen yapı-bozumsal üretim biçimi doğrusal resimden uzak görünse de aslında pek çok açıdan doğrusal olarak yapılan resimle benzerlikleri görülür. Bir takım sanatçılar yüzeyi direkt olarak kullanırken, Karakılıç iki farklı yüzeyi parçalayarak ayıp tekrar bir araya getirerek yeni bir yüzey yaratır ki bu da sanatçının oluşturduğu kendine ait bir dildir.
Ali Raşit Karakılıç, P.09 + F.60, Karışık Teknik, 172x133 cm, 2009.
Ali Raşit Karakılıç günlük hayat içinde kullanımdan çıkmış, geri dönüşüme giden ya da tekrar bir şekilde üretime girecek olan, kısacası hurda alanlarında toplanan her türlü araç, gereç, malzemenin fotoğraflarını çekerek başladığı sürece baktığınızda kaotik bir durumla karşılaşırsınız. İnsan yaşantısının ya da kentin oluşturduğu bu kaotik yapının kendine göre estetik bir durumu vardır. Sıradan bir yaşam için bu durum her ne kadar önemsiz ya da görülmek istenmeyen olsa da sanatçı için son derece önemli olup yaratımının bir parçası haline gelmektedir. Kısacası sanatçı, hurdalardan ortaya çıkan estetiğin transformasyonunu sağlayıp, onları resimsel ve üç boyutlu yapıtlara dönüştürerek farklılık sağlamayı başarmış ender sanatçılardan biridir ve bu bakımdan sanatçıyı ve eserlerini anlayabilmek için onun analitik düşünce yapısını irdelemek gerekir. 
Ali Raşit Karakılıç, PK.06 + PK.08, Karışık Teknik, 173x135 cm, 2009.
"Dönüşüm Süreçleri 2" sergisinden genel görünüm.
Ali Raşit Karakılıç'ın bir başka önemli yanı ise, yapıtların politik anlamlar içermesidir. Kapitalist üretim biçiminin oluşturduğu tüketim toplumunun içinde bulunduğu durumu açık bir şekilde ortaya koyan sanatçı, insanların tüketip attığı her şeyin aslında hala bir değer olduğunu, hayata bağlanabileceğini de göstererek çevreci bir tutum takınmakta çevre kavramına sahip çıkmaktadır. Günlük hayat koşuşturmacası içinde, sistemin öğretileri ile beslenip onun kurallarına uyan ve böylelikle dünyayı, kendini tüketen sıradan insan yaşantısına getirilen bu eleştirel tutum onun sorumluluk taşıyan sanatçı duruşuna saygı duymamızı sağlamaktadır.
  
Bilgi için
alirasit@gmail.com

"Dnüşüm Süreçleri 2" sergisinden genel görünüm.

Ali Raşit Karakılıç, PK.08 + F.60, Karışık Teknik, 172x133 cm, 2009.
Ali Raşit Karakılıç, F.136+F136 M, tuval üzerine akrilik, 108x144 cm., 2014.
Ali Raşit Karakılıç, enstalasyon.
Ali Raşit Karakılıç, enstalasyon.

Ali Raşit Karakılıç, PK.06 + M, tuval üzerine akrilik, 128x164 cm, 2008.
Ali Raşit Karakılıç, enstalasyon.
Ali Raşit Karakılıç, "İsimsiz", tuval üzerine akrilik, 80x60 cm, 2005.