13 Mayıs 2014 Salı

HALİL AKDENİZ’DEN ‘KAVRAMLAR ÖTESİ’ BİR SERGİ

Usta sanatçı Prof. Halil Akdeniz’in 24 Mayıs’a kadar Nişantaşı Bozlu Art Project’te devam eden “Sınırlar Ötesi” isimli sergisindeki son çalışmalar, izleyenleri bilindik kavramların ötesine taşıyor. Eserlerin, bu tanımsız yöne doğru giden evrilme sürecine şahitlik etmek ise, sergi ötesi bir deneyim yaşamınızı sağlıyor.

RÖPORTAJ: ÜMMÜHAN KAZANÇ

Sayın Akdeniz, Bozlu Art Project Nişantaşı’nda 24 Mayıs’a kadar devam eden “Sınırlar Ötesi” isimli serginizde son yapıtlarınızdan bir seçki sunuyorsunuz. Kültürel veriler, simgeler ve işaretlerden yola çıkarak meydana getirdiğiniz yapıtlarınızın yer aldığı serginin oluşum sürecini sizden dinleyebilir miyiz?
Bozlu Art Project, sadece galeri hizmeti veren bir mekan değil, aynı zamanda bir arşiv ve araştırma merkezi de. Sergi hizmetinin ötesinde hedefleri olan bir kuruluş. Böyle bir yerden teklif gelince memnun oldum ve bu sergiyi açmaya karar verdim. Bu sergimde, ilk defa burası için gerçekleştirdiğim yeni resimlerim de var. 

Daha önceki çalışmalarınızda resmin sınırlarını, kullandığınız malzeme ve yöntemlerle zorladığınızı, çeşitlendirdiğinizi görmüştük. Serginin adından anlaşılacağı gibi, son çalışmalarınızda, artık resmin duvar yüzeyinden koparak tüm mekanı kapsayan, bütünleyen bir forma doğru evrildiğine tanık oluyoruz. Sanatınızdaki bu yeni yapılanmayı nasıl açıklarsınız? Sizin tanımlamanızla ‘kavramlar ötesi resim’ ile entelektüel bir çeşitlilik mi öne çıkıyor? Gerçi yenilik sizin doğanızda var.
Sanat çalışmalarım, çevresel, tarihi ve kültürel verilerle şekillenen yazı, işaret, simge ve bilgi nesnelerinin yer aldığı bir yapılanma içindedir. Resimlerim artık iki boyutlu yüzey anlatımına bağlı sınırları aşarak, değişik malzeme ve nesnelerle mekana yayılan, kavramlar ötesi, tanımsız yöne doğru giden bir evrilme sürecinde olup sanatsal anlatım biçimleri, malzeme ve içerikte zenginleşerek, mevcut kavramların ve tanımların ötesine uzanan yeni açılımlar içermektedir.
Bugün artık dünyaya farklı odaklı bakış açılarıyla bakıyoruz. Günümüzde, özellikle içinde bulunduğumuz dönemde, fiziki ve sosyal çevre içindeki konumlarımız, sosyal ilişkilerimiz, psikolojik dünyalarımız ve bunları belirleyen kültür ortamı ve kültür öğeleri çok önemli görülmektedir. Bizi kültür biçimlendiriyor. Her ne kadar kültür kuramcıları kültürü biz biçimlendiriyoruz diyorlarsa da, ben olaya öbür ucundan bakıyorum. Sanatçı olarak beni kültürün sonuçları ilgilendiriyor. Kültürü biz biçimlendirdiğimiz kadar, bana göre, kültür de bizi biçimlendiriyor. Sanatçı olarak o kültürün içinde üretiyor ve kültürle/kültürlerle biçimlenen sanat deneyimlerimizi ortaya koyuyoruz. Bu bağlamda bakıldığında benim de sanatımın temel kaynağını “kültür” oluşturduğunu söyleyebilirim. Kültürel veriler, simgeler, işaretler vb. benim sanatsal malzemelerim. Bunlar, benim sanatsal çalışma sürecimde farklı malzeme ve teknikler içinde dönüşürler. Sanatsal yaratma süreçleri oldukça komplike bir süreçtir ve yaratılan eserin, dönemin felsefi, sosyolojik ve sanatçının psikolojik yapısıyla ilgili boyutları vardır. Bu nedenle bir sanat eserini belli konulara ve bakış açısına indirgeyerek tam olarak açıklamak da pek mümkün değildir. Hatta sanatı çok fazla açıklamaya çalışmak, çoğu kez de sanatın doğasına ters düşer. Ama bunun tersi olarak izleyici de hep sanat eserinin açıklanması ve anlaşılması yönünde bir beklenti içindedir. Sanatçı eserini tamamladıktan sonra onu artık pek açıklama gereği duymaz. Hatta sanatçı, eseri üreten kişi olmasına rağmen her şeyi tam olarak açıklayamayabilir de. Bu, sanatçının bir zaafı değil, sanatın doğasıyla ilgili bir durumdur. Ve her sanatçının benliğinin derinliklerinde onu sanatında yönlendiren itici güçleri ve etki kaynakları vardır. Benim gözlemlediğim, hem sanatçılarda ve hem de bilim adamlarında yaratı kaynaklarının çoğunun bir itici güç olarak çocukluk dönemlerindeki yaşantılarına kadar uzandığıdır. Bunun birçok bilinen örnekleri var. Hatta yaşamlarında ayrı zamanlarda ve bir birinden bağımsız olarak yapılan şeylerin bile bir zaman sonra belli noktalarda buluşmaya ve kesişme göstermeye başladığı görülüyor.
Çocukluğum Antalya’da Likya ve Roma dönemi medeniyetlerinin kalıntılarının bulunduğu antik yörelerde geçti. Benim de çalışmalarımda, bugünkü fantezilerimin kökenlerinin, çocukluğumu üzerinde oynayarak geçirdiğim o yörelerin derin etkilerine dayandığı söylenebilir.
Değişik dönemleri içeren sanat yaşamımda; İzmir dönemimde ele almaya başladığım bilimsel destekli çevre sorunları ile ilgili İzmir çevre kirliliği üzerine olan çalışmalarım, sanat literatüründe; Türkiye’de seksenli yıllarda kavramsal düzlemde farklı eğilimler örnekleri içinde gösterilerek, sanatta çevresel ve kültürel tarihe ait verilerle şekillenen, simge, alıntı ve bilgi nesnelerinin yer aldığı bir yapılanma olarak değerlendirilmektedir. (Bkz. İpek Duben – Esra Yıldız, “Seksenlerde Türkiye’de Çağdaş Sanat: Yeni Açılımlar”, Bilgi Üniversitesi yayınları, İstanbul 2008, s,29). Çevre bilinci olarak bugün gelinen noktada ise artık yeni bir çevre mekan algısı bilinciyle, ekolojik çevre, yeşil bir gelecek, yeşil mimari kavramları gibi yaşam alanlarını kapsayan kentsel dönüşüm projeleri gibi yeni ütopyalardan söz edilmektedir. Sanatçılar için de artık algılar, eski mekan ve sanat algısına karşılık gelmemektedir. Eskiden çevrede tek başlarına yer alan heykel ve benzeri sanat objeleri yerleştirme projeleri, bugün kamusal sanat, ‘entelektüel mekan tasarımı’ gibi daha kapsamlı kavramsal dönüşüm süreçlerine girmişlerdir. Bu yeni dönemin getirdiği sanatsal anlatım biçimleri de artık hem malzeme ve içerikte zenginleşen hem de mevcut kavramların ve tanımların sınırlarını aşan yeni açılımlar içermektedir.
Kültür felsefecileri, içinde yaşadığımız dönemi bir eleştiri ve çözümleme dönemi olarak görmekteler. Bu görüş, çağın veya modern bilincin kültürüdür. Hakim olan “üst” kavramların ve “üst” gerçekliğin irdelenip sorgulandığı bir dönemdir.
Benim sanatımda başından itibaren resimlerimde yer alan yazı, işaret, simge ve benzeri figürler, yalnızca formal olarak kullanılan elemanlar olmayıp bilakis temanın/konunun/konseptin ve sanatsal sürecin birer parçalarıdır. Bu süreçte; bunlar farklı mekan ve zaman referansları ile bir araya gelip benim sanatsal kurgumda yeni bir varlık ve düşünsel-görsel gerçeklik kazanırlar. Ve sonuçta oluşturdukları ‘bütün’ oldukça soyut, kapalı ve karmaşıktır. Bu oluşumlar, bir dizi sezgisel ve düşünsel süreçlerin sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bugün geldiğim nokta itibariyle sanatımdaki yapılanma, fiziki mekana bilgi ve sanatın ilave edildiği, çevre ile bilgi ve sanat iletişimi içinde ‘kavramlar ötesi’ diyebileceğim, tanımsız bir yöne doğru gitmektedir. 

Çalışmalarınızın içeriğini yaşadığımız coğrafyaya ait kültürel bellek biçimlendiriyor. Herkesin kültürel bellek algısı, özellikle sanatçıların oldukça farklılık ve çeşitlilik gösterir. Sizin kültürel belleğinizde en çok yer eden kavramları nasıl tanımlarsınız?
Evet doğru. Çalışmalarımın içeriğini içinde yaşadığım coğrafyanın kültürel belleği, anılarım, geçmişe ait kültür değerleri ile ‘şimdi’de buluşan çağdaş kültür değerleri oluşturmaktadır. Kültürler arasındaki diyaloglar-diyalogsuzluklar, çatışma ve diyalog güçlükleri, farklı mekan ve zaman referanslı birbirinden kopuk unsurların buluşması gibi kavramlar, eserlerimin oluşum mantığının arka planını oluşturmaktadır.

Yapıtlarınızda kullandığınız bu coğrafyaya ait yazılar, semboller, işaretler, imgeler sizin sanatsal ifadenizin en önemli elemanları. Aslında bu semboller bana hep Halil Akdeniz’in oluşturduğu -hiyeroglif gibi- yepyeni bir resimli alfabeyi çağrıştırmıştır. Bu alfabe ile oluşturduğunuz görsel metinleri nasıl okumalıyız? Her simge bir harfe denk gelmeyecektir ama kavramsal karşılığı oldukça yüklüdür sizin için.
Konseptlerime özgü bir teknikle oluşturduğum bir sanat dilim ve sanat söylemim var. Eserlerin isimleri, aynı zamanda esere bakış açısı ve okumaların ipuçlarıdır. İzleyicilerin fantezileri ile buluşan bu ipuçlarının dışında daha başka nasıl okunacağı ve okunmaları gerektiği konusunda bir şey söyleyemem.

En başından bugüne kadar kullandığınız simgelere bir isim vermeyi hiç düşündünüz mü?
Evet, son geldiğim nokta itibariyle bu ismi vermiş oldum zaten; “Kültür İmleri”. 

Sizin imzanız haline gelen simgelerinizden vazgeçip başka bir resim tarzı denemeyi düşündüğünüz oldu mu?
Yaptıklarımdan ve yapmakta olduklarımdan vazgeçip yeni bir resim tarzı denemeyi hiç düşünmedim. Zaten çalışmalarım, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyimiyle “kendi içinde yenilenerek devam ediyor, devam ettikçe de yenileniyorlar.” Daha başka bir tarza niye gerek duyayım ki!

Sizi birçok sanatçıdan ayıran önemli bir özelliğiniz var. Sanatsal faaliyetlerinizi tüm hızıyla devam ettirirken, Türkiye’de birçok sanat kurumunun açılmasında ve sürekliliğinin sağlanmasında çok önemli roller aldınız. Ege, Dokuz Eylül ve Bilkent Üniversitelerinde Resim ve Güzel Sanatlar Bölümlerini kurdunuz. Halen İstanbul’da Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Görsel Sanatlar Bölümünde görevinizi sürdürüyorsunuz. Bu akademik başarılar sanatınıza nasıl yansıdı? Ya da akademik kariyer yerine keşke sanatıma daha çok zaman ayırsaydım dediğiniz oldu mu?
Hepimizin hayatında biraz keşkeler vardır tabi. Akademik yaşamda, idari görevle sanat yaşamı arasında bir kısım çelişkiler ve sıkışıklıklar olabiliyor. Bürokrasinin gereği sanat adına zaman kaybı oluyor şüphesiz. Akademik hayatta kabullenilmek ve uyulmak zorunda olunan bir kısım kurallar vardır. Buna karşılık sanat ise bağımsız ve özgür olmaya gerektirir. Burada zaten her ikisi arasında doğaları gereği bir çelişki söz konusu. Ancak bu, bana görev yaptığım üniversitelerde çok fazla engel oluşturmadı. Hatta Üniversitede olmam, sanatıma ekonomik olarak fazla bağımlı kalmadan, bazı şeyleri özgürce deneyimleme ortamı sundu diyebilirim. Akademik görevlerimle ilgili olarak da yetkilerim ve olanaklar çerçevesinde, sanat eğitiminin önünü hep yeniliklere açmaya çalıştım. Sizin de belirttiğiniz gibi çalıştığım üniversitelerde birçok güzel sanatlar bölümlerinin kurulması ve çağdaş yapılanmalarında katkılarım oldu. En son olarak da halen görev yapmakta olduğum Işık Üniversitesi’nde Türkiye’de ilkler arasında yer alan ve dünyadaki örnekleri arasında da özgün bir yapısı olan; sanat kuramı ve eleştiri yüksek lisans ve sanat bilimi doktora programlarını açtım.     

Son olarak resimlerinizin hangi aşamalardan geçerek son şeklini aldığını dinleyebilir miyiz? Malzeme ve tekniğin oluşturduğu katmanlar, kavramsal katmanlar ile nasıl buluşuyor?
Malzeme ve teknik aynı zamanda benim sanatsal sürecimin parçasıdır. Resimlerim önceden belirlenmiş bir kavramın illüstrasyonu ya da canlandırılması değildir. Süreç, katmanları ve kavramı birlikte oluşturur.

Almanya’da bir yayınevi tarafından hazırlanan 2014 Uluslararası Günümüz Sanatı adıyla çevirebileceğimiz dört dilde; Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca yayınlanacak (Internationale Kunst Heute/International art today!/ Art international aujord’hu!/Arte internaonale oggi!) kitaplarda siz de çalışmalarınız ile yer alıyorsunuz. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bugünün dünyasında bağlantılar, iletişimler artık hep internet üzerinden olmaya başladı. Bu yayında eserlerimin yer alması da böyle bir süreç sonucu oldu. Yayınevi, yayınlayacağı kitabın niteliğine uygun uluslararası sanatçı taraması yaparken benim çalışmalarım da dikkatlerini çekmiş, yayınevinden bir gün bir e-mail aldım; sanatımla ilgilendiklerini, biraz yayınlayacakları kitap hakkında da bilgi vererek, kitapta yer alacak sanatçılar arasında beni de aday seçtiklerini belirtiler ve benden sanatım hakkında daha fazla bilgi ve çalışma/eser örneği istediler. Ve değerlendirme sonucu jürilerinin belirlediği üç eserimle, Türkçesini 2014 Uluslararası Günümüz Sanatı diye çevirebileceğimiz Almanca/İngilizce/Fransızca/İtalyanca dört dilde yayınlanacak kitaplarına kabul edilmiş oldum.     

BOZLU ART PROJECT
Adres:  Teşvikiye Cad. No:45/131, İsmet Apartmanı D:1, Nişantaşı / İstanbul
Telefon: +90 212 232 72 32
Fax: +90 212 232 72 32

E-mail: contact@bozluartproject.com