22 Aralık 2016 Perşembe

ERGİN İNAN 50. SANAT YILINI ÖZEL BİR SERGİYLE KUTLUYOR

Ergin İnan “Üçlü Yüz” tablosuyla. “Üçlü Yüz”, 2016, tuval üzerine akrilik ve yağlıboya, 180 x 290 cm., İmzalı.
Çağdaş Türk Sanat tarihinde üslup ve içerik yönünden özgün bir yere sahip olan Ergin İnan, sanat yaşamının 50. Yılı özel sergisini tarihi Narmanlı Apartmanı’nda Sevil Dolmacı Art Consultancy’de sergiliyor. Sanatçının sergisi 2 Şubat 2017 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

RÖPORTAJ: ÜMMÜHAN KAZANÇ

Ü.K.- Sayın Ergin İnan, dile kolay sanatta 50. Yılınızı kutluyorsunuz. Bu 50 yılı düşündüğünüzde aklınıza gelen ilk 10 cümle nedir?

E.İ.- Ne kadar zor bir soru. Malatya’dan kalkıp İstanbul’a gelmek 1. Cümle. Aslında aklımda sanat okumak vardı ama tesadüfen hukuk fakültesine girdim. Birinci cümle bu olsun.
Ama sonra güzel sanatlar okudum. Vedova gibi önemli bir ressamla Salzburg Yaz Akademisi’nde karşılaşmam ve onunla birlikte bir çalışma ortamında bulunmam daha sonraki etap olabilir. Vedova’ya yazdığım mektupla başlayan ve böcekleri resmimde kullanışımın o mektupla başlaması ikinci cümle olabilir.
Sonra tabi 1970-73’lerde Almanya’da bulunmam ve orada önemli müzelerde, mesela Haus der Kunst’da eserlerimi sergilememle bir başlangıç yapmam, uluslararası bir ortamda resimlerimi gösterebilmem 1972-73 yıllarında başlar. İsim olarak da Haus der Kunst diyorum. Münih’in modern sanat müzesidir. Orada önemli sanatçılarla sergilere katılmam.
İstanbul’daki yaşamım her zaman önem verdiğim bir şey. Benim için de önemli bir yer. Berlin kadar İstanbul da önemli bir yer. Yaşantımı daha sonra İstanbul’da devam ettirmem ve hiç olmazsa hocalık vasfımı devam ettirmem önemlidir. Bir tarafta eğitim süreci devam etti, öğrenci yetiştirdim. Yetiştirme anındaki o dönem de benim için önemlidir. Bu da dördüncü oluyor galiba.
Benim için Drawing Biennale’de ödül almam önemlidir. Ben çizmeyi seven bir insanım. Resim yaparken çizerim. 1968-69’larda sergilerde başladığım o Grotesk Figürler ve daha sonra hep çizmem. Hatta düşünürseniz çocukluğumdan itibaren hep çizebilmem. Bunun sonucunda Drawing Biennale’de, İngiltere’de Cleveland Müzesi diye geçiyor ama Middlesborough’da büyük ödülü kazanmam 1983 senesinde.

Ergin İnan, 2016, Ahşap Üzerine Karışık Teknik, 215x155 cm, İmzalı.
Akabinde 1983 senesinde DAAD Berlinli sanatçılara başvurarak kazanmam, Berlin’e gidip bulunmam ve aşağı yukarı 4 sene Berlin’de geçirmem benim için önemlidir. O dönemde katıldığım sergiler ve aksiyonlar ve tabi Berlin Akademisi’nde (HDK’da) hocalık yapmam önemliydi.
Sanat hayatımda Belçikalılarla çok ilişkide bulundum. O anlamda da hep sergimi yapmak istediler. Oostende Modern Art Müzesinin müdürü her zaman benim sergimi yapmak istedi. Zaman zaman Europale programına koymak istedi ama bu program Türkiye ile olan ilişkiler yüzünden hep geri kaldı. Geri kalmanın sonucunda o bana “ben senin sergini ne yaparsam yapacağım” dedi ve 2001 senesinde Oostende Modern Art’da sergimi açtı. Bu kişisel sergim önemlidir. Yedi oldu galiba.
Daha sonraki yaşamımda tekrar Berlin’e gitmek isteyişim var 2002’de. İstemihan Talay’ın Kültür Bakanlığı döneminde bir kültür ataşeliği lafı vardı dolanan. Ama İstemihan Talay’ın bakanlığı düşünce olmadı, anlaşamadılar Ecevit’le. O zaman yerine gelen de tekrar o işi kabul etmedi. O iş olmadı ama ben gene de Berlin’e kendi imkanlarımla, yaşamak için gittim. Dönmemek üzere gittim. O önemlidir. 2006 senesine kadar Berlin’de bulundum. Ama yine bir şey beni tekrar İstanbul’a çekti.
İstanbul’a dönüşüm, yaşantımla birlikte çalışmalara devam edişim ve ilk başta Grotesk Figürler’i tuvalime aktarmam. Bu 9 Grotesk Kafa’yı Ekav Art’ta sergilemem. Akabinde de 2007’de İkili Yüzler’e başlamam. İkili yüzler tabi ki önemlidir benim için sanat hayatımda. Bunu da dokuzuncu yaptık.
Onuncu olarak bugüne gelirsek, Aya İrini’de Johann Tahon’la yaptığım sergi benim için önemliydi. Öyle bir mekan kullanmamız çok önemliydi.
Bugünkü sergi de 11. olsun benim katkımla.


Ergin İnan, 2016, Tuval Üzerine Karışık Teknik, 190x210 cm, İmzalı.
Ü.K.- Son yıllarda çok fazla sergi açmadınız. Sevil Dolmacı Art Consultancy’de yer alan serginiz bu bağlamda ayrı bir önem taşıyor. Bu sergiyi nasıl tanımlarsınız? Biraz retrospektif bir tadı var galiba.
E.İ.- Aslında 11.nci demem bu soruya uygun düştü. Tabi ki bir retrospektif tadı var. Ama yeni işlerle birlikte var. Hatta yeni işlerden birkaç tanesinde retrospektif bir tat var. 50. yıl denince geçmişinize bakıyorsunuz; geçmişinizde neler yapmışsınız onları izlemeye çalışıyorsunuz. 1964-65 yıllarında okul sıralarında yaptığım desenlerden bugüne kadar geçirdiğim serüveni bir araya getirmek de önemli bir şey aslında. Tabi gönül istiyor ki daha büyük bir mekanda hepsini beraber sergileyebilmek, bugüne kadar yapılmış şeyleri bir arada tutabilmek. Ama imkan buna elverdi bu dönem içerisinde. Ve Sevil Hanım’ın katkısıyla güzel bir sergi gerçekleşti.

Ü.K.- Serginin adı “Nefs/Nefes”. Nefs, bu sergi ve sizin sanata bakış açınız göz önüne alındığında çok katmanlı bir anlam taşıyor sanırım.

E.İ.- Aslında o Tasavvufî bir düşünce şekli. Bu serginin ismini ben koymadım, onu da ayrıca söyleyeyim. Serginin küratörlüğünü yapan Zeynep Yasa Yaman koydu. Ve uygun düştü. Hatta onlar birkaç başlık koydu ama ben bunu seçtim.
Nefs, yani insanın yapma isteği. Nefes ise sizin soluk aldığınız her an ve beni bugüne kadar getirdi. Onun için geneli kapsayan bir anlamı olsun diye Nefs/Nefes konuldu. Mantıklı da geldi bana bu isim.


Ergin İnan, 2016, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 180x140 cm, İmzalı.
Ü.K.- Ergin İnan dediğimiz zaman gözümüzün önünde çok net bir tablo oluşur. Bu özgün üslubu yakalamak da her sanatçıya nasip olmaz. Tablolarınızda, desenlerinizde genellikle grotesk figürlerden oluşan desenler, böcekler, yazılar ve soyut-metafizik öğeler görürüz. Aslında bu buzdağının görünen yüzü değil mi? Ergin İnan’ın sanatı nelerden beslenir?

E.İ.- Bunlar görünen yüzü ama deşifre edilmiş, ortaya çıkmış yüzü. Yapılan resimlerin hepsi içimizde var olan, zaman zaman hayallerimiz, zaman zaman düşlerimiz, zaman zaman içimizde titreşen duygularımız, bütün hepsini kapsıyor. Onları zaman zaman da kendiniz deşifre edip bir resme aktarıyorsunuz, bir resim ortaya çıkıyor. Onlarla bir zamanda yaşadığınızı fark ettiriyorsunuz kendinize, o zaman aralığında geriye de dönüp bakabiliyorsunuz. İlerisini de düşünebiliyorsunuz. Yani geriye baktığınızda ileriyi düşünme fırsatınız da oluyor. Ve gelecekleri de deşifre etmek için, o içinizde titreşen duyguları var etmek için uğraşıyorsunuz. Tabi o içimizde titreşen duygular resim olduğunda, “ben neyle besleniyorum” diye sorulduğunda, var olmanın getirdiği, insanın “niçin var oldum” diye kendine soru sorduğu oluyor. İnsan olarak yaşamak, bir şeyler yapabilmek, bunlar hep o sorunun arkasından geliyor insanın aklına. Muhakkak beslendiğim noktalar da vardır. Ama bazı şeyleri gizli tuttuğunuz zaman, sizden kaçmadığı zaman deşifre olabiliyor. Ama ben bunu açıklarsam bu sefer deşifre olmuyorum. Onun için de bazı şeyler bana kalsın. Soru da orada noktalansın.

Ü.K.- Bu sergiyi çok özel bir kitap taçlandırıyor. Kitap hakkında neler söyleyebilirsiniz?

E.İ.- Tabi çok kapsamlı bir kitap oldu benim için. Belli zamanlardaki, belli resimleri bir araya getirdi. Elinize aldığınız zaman hiç olmazsa ne zaman ne yaptığınıza kısa da olsa bakabiliyorsunuz. O bakımdan çok iyi oldu.
Biraz acele olan bir kitaptı bu. Bunun için tabi eksiklikler olabilir. Baskıdaki renk ayrımından tutun da grafikteki resimlerin yan yana gelişine kadar düzenlemede bir eksiklik olabilir. Ama genelde kitap benim için çok doyurucu bir kitap oldu.


Ergin İnan, 2011, Tuval Üzerine Karışık Teknik, 190x210 cm, İmzalı.
Ü.K.- Bu 50 yılda sanat adına tüm hayallerinizi gerçekleştirdiğinizi söyleyebilir misiniz? “Keşke şu da olsaydı” dediğiniz bir hayaliniz var mı?

E.İ.- Kendime söylemiyorum ben bunu. Türkiye şöyle olsaydı, sanat ortamı şöyle olsaydı diyebilirim ama kendim için “keşke şu da olsaydı” demiyorum. Sanki başkasının derdi beni daha çok etkiliyor gibi. Diğer memleketlere baktığımızda değişen sanat ortamını gördüğümüzde, bizim ülkemizle arasındaki farkları da bulabildiğimizde “keşke bizim ülkede de böyle olsaydı” diyebiliyorum. Ama kendim için bir şey demiyorum.

Ü.K.- Son olarak sanat dünyasında sizin gibi 50 yıl boyunca kalıcı olmak, sürekli adından söz ettirmek isteyen genç sanatçılara neler önerirsiniz?

E.İ.- Aslında her şeyin başı ki bu klasik bir laftır, çalışmak. Çok çalışınca bir şey elde ediyorsunuz. Ama bir şey elde ederken de kendinize ait bir zamanınızın olduğunu ve sizin bu zaman içerisinde var olduğunuzu herkesin bilmesi lazım, gençliğin de bilmesi lazım. O zamanı en iyi değerlendirmek için de bir çaba sarf etmesi lazım. Hangi mesleği seçerseniz seçin, hangi sanat olayını seçerseniz seçin, bu muhakkak yapılması gereken bir şey. Bugün dünya çok hızlı hareket ediyor çünkü globalleşmiş bir kültür ortamı, zaman ortamı sizi de etkiliyor. Ve bu ortamda bir şeyler yapmanız lazım. Gençler bugün kendi zamanında kendini var edemiyor, hep etraftakilere yoğun olarak çarpıyor. Orada birazcık kendine ait bir zamanın olduğunu, o zaman aralığında bir şeyler yapması gerektiğini bilmeleri lazım. Bunu öneririm.


6- Ergin İnan, 2016, Ahşap Pano Üzerine Altın Varak ve Yağlı Boya, 
180x110 cm, İmzalı.

ERGİN İNAN ÖZGEÇMİŞ
1943 yılında Malatya'da doğan sanatçı, 1964-1968 yıllarında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü'nde öğrenim gördü ve aynı bölümde 1968 yılında asistan olarak göreve başladı.
Kral Schlamminger ve Helmut Hungerberg'in öğrencisi oldu.
1969'da Salzburg Yaz Akademisi'nde Prof. Emilio Vedova ile çalıştı.
1970 yılında Federal Almam Hükümetince verilen "Alman Akademik Mübadele Bursu"nu kazanarak 1973'e kadar Münih Güzel Sanatlar Akademisinde Prof. Rudi Tröger ve Prof. Max Zimmerman ile çalıştı.
1973 yılında öğretim üyesi olduğu Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'ne 1985 yılında profesör olarak atandı.
1968 yılından günümüze kadar çok sayıda kişisel sergi açan sanatçı, 1979 yılında Galeri November Berlin'de, 1988 yılında Galeri Nev-İstanbul'da, 1995'te Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Sanat Galerisi, 2001'de Galeri Artist-İstanbul'da, 2008 yılında ise Galeri Artist - Berlin'de kişisel sergilerini gerçekleştirdi.
Kişisel sergilerinin yanında 1972 yılından beri karma sergilere de katıldı.
Sanatçının yapıtlarının bulunduğu kalıcı koleksiyonlar arasında, Ankara ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Müzeleri, Dahlem Museum-Berlin, Haus der Kunst - Munich, Kunstverein - Frechen, Modern Art Museum - Cleveland, Bradford Museum, British Museum - Londra, Fredrikstad Modern Art Museum - Belçika müzeleri sayılabilir.
Sanatçının eserleri Contemporary İstanbul 2008 kapsamında da Casa Dell'Arte Galeri ortaklığında sergilenmiştir.

Ödüller                     
1993    Ulusl. Osaka Resim Trienali (Üçüncülük), Japonya
1988    Ulusl. 2. Asya-Avrupa Bien. (Birincilik), Ankara
1987    "Yılın Sanatçısı", Ankara Sanat Kurumu
1984    Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü
1983    Ulusl. 6. Cleveland Bien. (Büyük Ödül), İngiltere
1982    Ulusl. Minyatür Baskı Bien. Ödülü, Seul-Kore
1982    Ulusl. Norveç Baskı Bien. Onur Ödülü, Fredrikstad
1981    Ulusl. 5. Cleveland Bienali 4.lük Ödülü, İngiltere
1980    DRHS Sergisi Grafik Ödülü, İstanbul
1980    Ulısl. Grafik Bienali (Madalya), Frechen-Almanya
1977    İst. G. San. Ak. "Özgün Baskı" (Birincilik Ödülü)
1977    "Yılın Genç Grafik Sanatçısı" Ödülü
1975    36. Devlet Resim Ödülü
1974    35. Devlet Resim Ödülü

BİLGİ İÇİN
info@sevildolmaci.com
Adres: Maçka Cad. Narmanlı Apt.
Kat 4, No:24 / 32 Teşvikiye
34365 Şişli - İstanbul / Türkiye

Tel. +90 212 258 95 85

Ergin İnan, 2016, Tuval Üzerine Yağlı Boya, 130x110 cm, İmzalı.