21 Mayıs 2017 Pazar

AHMET YEŞİL “TARİHSİZ GÜNLÜKLER 7” SERGİSİYLE İSTANBUL’DA

Ahmet Yeşil, “Coşku ve Tutkular 1”, 2012, tuval üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm.

Usta ressam Ahmet Yeşil, “Tarihsiz Günlükler 7” isimli kişisel sergisiyle F Sanat Galerisi’nde 23 Mayıs - 14 Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor. Son dönem eserlerinin yer alacağı sergide; baharın ve zamanın tüm renklerini görmek ve hissedebilmek mümkün olacak. Açılış kokteyli: 23 Mayıs 2017, Salı, 16:00 – 20:00 saatleri arasında.


Ahmet Yeşil, “Tarihsiz Günlükler”, 2017, tuval üzerine yağlıboya, 120 x 90 cm.



Ahmet Yeşil için sanat; her anın, duygunun, sanatçının sezgisiyle, görme biçimiyle, halatın ritmik kıvrımlarıyla, yaşamın ritmi arasındaki ilişkiye göndermelerdir. Palet üzerinde biriken yılların boya kalıntıları arasındaki renk bağlantıları, sanat üretiminin tarihsel olarak belirleyici zamana hapsedilmesi değil, yaşamın “tarihsiz günlüklerin” üzerine düşen renk, ışık, açık ve koyu değerlerin bize ait olanının yansımalarıdır. Sanatın yarattığı estetik/plastik değerler, dünyaya yansıyan bir atmosfer kurar. Gündelik yaşama kilitlenmiş insanların da, belki hiç ilgilenmedikleri bu yansımaların içinden geçmesi kaçınılmazdır. Çünkü görsel olana bakmanın ötesindeki görme biçimi, yaşamı algılayan aklın görsel dokunuşlarıdır. Onları hiç istemese de yakalar, emerek içine soğurur ve beklemediği birileriyle ortak algıya zorlar.

Ahmet Yeşil’in resim ve hayat arasındaki ilişki, gerilim, çözüm bulma çabasının tuvale yansıması, toplum ile sanatı arasında bir uçurum yaratmaz. Onun sanatı herkese yakındır, herkes kendinden bir şeyler bulur. Ahmet Yeşil resmindeki ritm, denge, lirizm, ışık, gölge ve yeniden tanışıyormuşçasına öne çıkan canlı renklerin kusursuz uyumu birçok farklı kültürden izleyicinin, hızla resim ile ilişki kurmasını sağlar. Otuz sekiz yıldır aktif olarak sanat yaşamının içinde olan Ahmet Yeşil, bugüne kadar 105 kişisel sergi açtı, 297 karma ve yarışma sergisine katıldı, 24 ödül aldı. Tam anlamıyla ‘nev-i şahsına münhasır’ olarak tanımlanabilecek bir fırçası vardır. Dünyadaki ve Türkiye’deki moda akımları çok yakından takip etse de o kendi gerçeğinden vazgeçmemiş, yıllar içinde fırça darbeleri ile tuvaline aktardığı özlemleri, tutkuları, heyecanları, duyguları, düşünceleri, acıları, mutlulukları onu nereye götürdüyse, sanatı da o bağlamda gelişmiş, bugünkü gücüne ulaşmıştır.

Ahmet Yeşil, “Tarihsiz Günlükler”, 2016, tuval üzerine yağlıboya, 100 x 80 cm.
BİLGİ İÇİN
F Sanat Galerisi
fsanatgaleri@gmail.com
Adres: Valikonağı Caddesi, Akkavak Sokak
Polat Apt. No:38/2 Nişantaşı-İstanbul
Tel: +90 (212) 296 83 32


Ahmet Yeşil, “Aşkın Diyalektiği Üzerine..7”, 2014, tuval üzerine yağlıboya, 120 x 100 cm.


Ahmet Yeşil, “Kırmızı Ağacın Öyküsü”, 2007, tuval üzerine akrilik, 90 x120 cm.

Ahmet Yeşil, “Oto portre”, tuval üzerine yağlıboya, 150 x 90 cm. 

Ahmet Yeşil, “Küçük Mutluluklar Üzerine”, 2006, tuval üzerine yağlıboya, 150 x 80 cm.

16 Mayıs 2017 Salı

“DOĞA-KÜLTÜR-OYUN”: Fatoş Beykal, Zeynep Erdinç, Hülya Küpçüoğlu

Hülya Küpçüoğlu, “Ağaçların Öyküsü no: 8”, 2014, Tuval Üzerine Akrilik, 40x40 cm.

rh+artproject’te açılacak olan ‘Doğa, Kültür ve Oyun’ adlı sergi, Fatoş Beykal, Zeynep Erdinç ve Hülya Küpçüoğlu’nu bir araya getiriyor.
Kültür insanlara ait bir iz, bir edinimdir. İnsan doğa üzerindeki izlerini çok çeşitli oyunlar yoluyla bırakır. Prof. Nazım İrem sergi kapsamında şöyle söylüyor: “Bu sergi, zorunluluk olarak doğa, iz olarak kültür ve serbest yaratı olarak oyunun peşinde olan üç sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Bir işaret olarak kültürün doğadaki izlerini yaratan Zeynep Erdinç’in, bir izlenim olarak doğayı kültürleştiren Hülya Küpçüoğlu ve bütün bu eylemlerin oyun olduğunu hatırlatan Fatoş Beykal’ın yollarını kesiştiren de bizzat bu insani mesafelenmenin sorunlarıdır.”
Sergi rh+artproject’te 20 Mayıs-10 Haziran tarihleri arasında izlenebilir.

Açılış: 20 Mayıs Cumartesi saat: 18:00 


Fatoş Beykal, “Kadın-Erkek”, 2015, Tuval Üzerine Akrilik, 100x 100 cm.


Zeynep Erinç, “Yüzey/Altı”, Tuval Üzerine Karışık Teknik, 140 x105 cm.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

DEVRİM ERBİL: “GÖKYÜZÜNDEN İSTANBUL”

Devrim Erbil.
Çağdaş Türk sanatının önemli isimlerinden Devrim Erbil’in “Gökyüzünden İstanbul” sergisi, Mahall Bomonti Sanat’ta açıldı. Ünlü ressamın 22 eseri 9 Haziran’a kadar Mahall Bomonti İzmir Tanıtım Ofisi’ndeki galeride görülebilecek.
İzmir’in yeni gözdesi Mahall Bomonti İzmir, “Resimle şiir yazan sanatçı” Devrim Erbil’i ağırlıyor. Ekim 2016’dan bu yana her ay düzenlediği sergilerle, kentin kültür ve sanat hayatına hareket kazandıran Mahall Bomonti Sanat, bu defa çağdaş Türk resminin önemli temsilcilerinden Devrim Erbil’i ağırlıyor. Özel olarak restore edilen tarihi mekânlarda, Lebriz Art Solutions ortaklığıyla düzenlenen sergide sanata 60 yılını vermiş usta sanatçının 22 eseri yer alıyor. Sergi için Türkerler Holding tarafından geliştirilen Mahall Bomonti İzmir projesi Tanıtım Ofisi’ndeki özel galeride düzenlenen kokteyle İzmirli sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.


Devrim Erbil.
“ÇİZGİYİ SEZGİSEL BİR BİÇİMDE YAKALADIM, DOĞRU BİR ŞEY YAKALADIĞIMIN FARKINDAYIM”
Devrim Erbil eserlerinde öne çıkan “çizgi”yi şöyle anlatıyor: “5 yaşımdayken yaptığım renkli desenler var. Renkli çizgiler kullanmışım. Çizgi ve renkli çizgi… Renk çizgide biçimleniyor. Çizgiyi hissetmek, koymak 20. yüzyılın önemli unsurlarından biridir. Rönesans’ta sanatçılar sadece eskizlerinde çizgiyi kullanıyorlardı. İki boyutlu resmin yaşadığı dönemlerde, yani minyatür, Mısır resmi, Aztek sanatı ya da uzak doğu sanatlarında vardı çizgi. Ama Batı resminin içerisinde batı kültürünün içinde çizgi ta 20. yy.'a kadar yok. Ben önce farklı kültürlerin değerleri üzerinde durdum. Onlarda çizginin bir anlatım aracı olarak etkinliğini gördüm. Çizginin insan aklının bir soyutlaması olarak görmek ve bu soyutlamanın da yaratıcı bir unsur olduğunu görmek gerekir. Doğrusu ben baştan bilinçli olarak kullanmadım çizgiyi. 20. yy bunu kullandı. Paul Klee kullandı, Picasso kullandı, birçok sanatçı kullandı. O zaman ben, çizginin vatanından, doğasından gelen bir kültürün insanı olarak bunu kullanmak benim daha çok hakkım dedim. Ben bunu sezgisel bir biçimde yakaladım ve doğru bir şey yakaladığımın farkındayım.”


Devrim Erbil.
“SADECE ÜNLÜ DİYE BİR RESSAMIN ESERLERİ ALINMAMALI”
Türkiye’de galericilik, müzayedecilik gibi kavramların tam olarak yerine oturmadığını vurgulayan Erbil, “Alıcının bilinçlenmesi onun kültür birikimine bağlıdır. Örneğin, alıcı bir şirketse onların danışmanı olmalı, eğer alıcı bir kişiyse kendi birikimi olmalı, kendi özel sevgileri olmalı. Yani sadece ünlü diye bir ressamın resmi alınmamalı. Bütün bunlar sevgiyi ve bilgiyi gerektirir. Bilmeden sevemezsiniz” diyerek sıra dışı bir yaklaşım ortaya koyuyor.


Devrim Erbil.
DEVRİM ERBİL                
1937’de Uşak’ta doğdu.
1955’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Galeride Halil Dikmen’in, atölyede Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi oldu.
1959’da “Soyutçu 7’ler” grubunu kurdu.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nü bitirdi. 1962’de Akademi’ye asistan oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli Atölyelerinde görev aldı.
1963’te Tülay Tura, Altan Gürman, Adnan Çoker ve Sarkis’le “Mavi Grup” u kurdu.
1965’de İspanya Hükümeti’nin verdiği sanat bursunu kazanarak gittiği Madrid ve Barcelona’da başladığı meslek araştırma ve incelemelerine Paris ve Londra’da devam etti.
1969’da Türkiye Çağdaş Ressamlar Derneği başkanlığı görevinde bulundu. 1970 yılında İ.D.G.S Akademisi’nden doçentlik ünvanı aldı. 1975’de Görsel Sanatçılar Derneği Başkanlığı yaptı.
1979’da İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü’ne atandı; üç buçuk yıl süreyle bu görevde bulundu. 1981 yılında İ.D.G.S Akademisi’nde Profesör oldu. 1985’de Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanlığı, 1988’de Yıldız Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı, 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevine getirildi. 1991’de Devlet Sanatçısı unvanı aldı.
Devrim Erbil yurtdışında pek çok karma sergi açtı. Türk Sanatını tanıtan sergilerin (İskenderiye, Belgrad, Sofya, Kuveyt) komiserliğini yaptı. Sanat üzerine konferanslar verdi, yazılar yayınlandı.

Sanatçının eserleri İstanbul-Ankara-İzmir Resim ve Heykel Müzelerinde, Bükreş Modern Sanatlar Müzesi’nde, Banja Luka Umnetnicka Galerija’da, Ben and Abby Grey Foundation Koleksiyonu`nda, Ankara Milli Kütüphane Koleksiyonu`nda, yurtiçi ve yurtdışında resmi kurumlarda ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.

9 Mayıs 2017 Salı

“BİR ARADA - FARKLI” SERGİSİ GALERİ ARK’TA

Raşit Altun.
Resim, heykel, desen, fotoğraf ve videodan oluşan “Bir Arada – Farklı” adlı karma sergi 11 Mayıs – 8 Haziran 2017 tarihleri arasında Galeri ARK’ta sanat severlerle buluşuyor. 'Bir Arada, Farklı’' sergisi, farklı disiplinlerde, farklı anlayış ve tarzlarda eser üreten sanatçıların yapıtlarını bir araya getiriyor. Sanatçı Şükrü Karakuş'un organize ettiği sergi, ‘farklı’ve ‘bir arada’ kavramlarını öne çıkararak, bu kavramların önemine ve bir aradalığına vurgu yapıyor. Günümüzde bir aradalığın gerekliliğine duyulan ihtiyacı hatırlatıyor.

Farklılıkların bir ötekileștirme aracı değil de, yaşama değer katan bir zenginlik olarak kavranması gerektiği açıktır. Farklı estetik anlayıșlardan ve disiplinlerden gelen, bu inancı paylaşan sanatçılar, bu sergi ile yeniye açık, değișken ve paylașımcı bir platform olușturmayı amaçlıyor.

Bütün ötekileştirme, ayrışma ve kamplaşmalara rağmen birlikte yaşamayı öğrenmeye zorunlu olduğumuz bugünkü toplumlarda, sanat ve yaşam arasında benzerlik arayan ve eserleriyle sergide yer alan sanatçılar șu isimlerden olușuyor: Haydar Akdağ, Rașit Altun, Esra Bilo, Füsun Çağlayan, Hayri Esmer, Onur Fendoğlu, Şükrü Karakuș, Bahar Kocaman, Ahmet Özel ve Ahmet Yeșil.


Ahmet Yeşil.

Şükrü Karakuş.

Galeri Ark
www.galeriark.com
Cemil Topuzlu Caddesi Kaya Apt. No: 49 (Büyük Kulüp karşısı)
Çiftehavuzlar – Kadıköy / İstanbul
+90 216 369 49 00

info@galeriark.com

EVERYTHING IS FINE

Monika Bulanda, Vision and Perspective, 2016, Mix Media on Wood, 80x89 cm.
Despite the chaos of today’s politic history and the negative influences of the humanity landscapes at the globalizing World, we see that the nature always rejuvenates itself. Human, as a part of the world and nature, has to continue his existence and reality by changing, transforming and creating while being leaded by the system he lives in.
The exhibition “Everything is Fine” which consists of new works by Monika Bulanda, Arzu Eş and Mehwish Iqbal presents current readings of today’s World by three women artists from different cultures.
The technique, the materials used and the structural connotations of the work, where she sets out to discover a space of abstraction and so to speak seeks for an escape, make up the distinctive features of Monika Bulanda’s artistic practice. Bulanda’s works forge direct connections with her viewer, with the audience’s point of view it is possible to reshape the artworks. The artworks by Arzu Es, which she created based upon the idea of bringing writings on art of the past, todays phrases and the animal images together are transforming into phases such as chaos caused by political conflicts, pollution, corruption, purification, loss of consciousness, pain and extinguishment. The artist continues her search of new codes and sentences for the process that continues by renovation and healing of conscious, provocation, writing, inaction and just by the act of breathing. Being highly concerned with the position of women and children in socio cultural landscape, Mehwish Iqbal herself is an immigrant living in Sydney. The artist incorporates printmaking to create multiple fragile layers of diverse media such as collographs, silkscreen, etching and collage. Aiming to create a visual vocabulary, artist gives us a positive perspective, which consists of colors, patterns and drawings, towards the World we are living in.

10.05.2017 -10.06.2017
Opening: 10 May Wednesday, 18.00 – 20.00

FURTHER INFO
Kare Art Gallery

Abdi İpekçi Caddesi Ada Apt. No:22 K.2 D.8 34367 Nişantaşı İstanbul-Turkey


Mehwish Iqbal.

HER ŞEY YOLUNDA
10.05.2017 -10.06.2017
Açılış: 10 Mayıs Çarşamba 18.00 – 20.00

Günümüz politik tarihinin karmaşası ve küreselleşen dünyada karşılaştığımız insanlık manzaralarının üzerimizde bıraktığı olumsuz etkilerin karşısında doğanın daima kendini yenilediğini görüyoruz. Dünyanın ve doğanın bir parçası olan insan da, içinde yaşadığı sistemin kendini yönettiği bir ortamda değişerek, dönüşerek ve yaratarak kendi gerçekliğini ve varlığını sürdürmek zorunda.

Monika Bulanda, Arzu Eş ve Mehwish Iqbal’in güncel işlerini içeren “Her Şey Yolunda” sergisi, bugünün dünyasının farklı kültürlerden üç kadın sanatçıya ait güncel okumalarını sunuyor.


Arzu Eş.
Monika Bulanda’nın soyut bir alanı keşfe çıktığı ve adeta bir kaçış aradığı işlerinde kullandığı özgün teknik ve malzeme sanatçının sanat pratiğini öne çıkaran izler olarak görülebilir. Bulanda’nın eserleri izleyicinin bakışı ile yeniden yaratılarak izleyiciyle doğrudan bağlantı kurar ve her bir bakışta yeniden şekillenir. Arzu Eş’in geçmişin sanatına dair yazılanlarla günümüzün cümlelerini hayvan imgeleriyle buluşturmak düşüncesinden yola çıkarak hazırladığı çalışmalar, günümüz politik tarihinin karmaşası, siyasi çatışma ortamının yarattığı kaos, kirlilik, yozlaşma yüzleşme, arınma, bilinç kaybı, acı ve silinme gibi süreçlere dönüşüyor. Sanatçı bilincin yenilenmesi, tedavi edilmesi, provoke etme, yazma, eylemsizlik ve aynı zamanda sadece nefes alıp verme eylemiyle devam eden sürece yeni kodlar ve yeni cümleler arayışıyla devam etmekte. Genelde kadının ve çocuğun sosyokültürel yapı içindeki yeri ile ilgilenen ve kendi de bir göçmen olup Sydney de yaşayan Mehwish Iqbal, çoklu ve kırılgan katmanlar yaratarak kolografi, serigrafi, gravür ve kolaj gibi bir çok baskı tekniğini bir araya getiriyor. Farklı görsel bir dil yaratma çabasında olan sanatçı bu yeni işleriyle bizlere renk, doku ve çizgilerden oluşan ve yaşadığımız dünyayı olumlamaya yönelik bir bakış açısı sunuyor.

BİLGİ İÇİN
Kare Art Gallery
Abdi İpekçi Caddesi Ada Apt. No:22 K.2 D.8 34367 Nişantaşı İstanbul

20 Nisan 2017 Perşembe

KADİR AKYOL: “THE EVOLUTION OF THE PERFECT”

Kadir Akyol, “Ian Mckellen, Gandalf of the Lord of the Rings”, 2017, oil on canvas, 130x230 cm.

Kadir Akyol’s, the 12th solo exhibition “The Evolution of the Perfect” opens simultaneously with the launch of NEW BMW 5 Series with the concept of the Evolution of the Perfect in the BMW showroom of the BMW Özgörkey's Automotive in Bornova, Izmir. The exhibition can be viewed between 28 April-5 May 2017, the opening is on April 28, 2017 Friday 19:00 - 21:00.

When someone says Turkish Portrait art, Kadir Akyol is the among first artists from the younger generation come to mind. In his new new paintings; popular culture icons, the images filtered through the artist's memory, comes back to life with unique colors and brush strokes.

Kadir Akyol’s unique brushstrokes, exuberant colors and composition offers a visual feast with Jack Sparrow of Pirates of the Caribbean; Gandalf of the Lord of the Rings; Avatar; Batman's Joker in the Dark Knight Movie, Anthony Hopkins we watch the character Hannibal Lecter in The Silence of the Lambs; Natalie Portman as Léon, Game of the Thrones Daenerys Targaryen 'Emilia Clarke” and Scarlett Johansson.

FURTHER INFO
Kadir Akyol: +90 543 380 02 90
kadirakyol.blogspot.com

Address: Üniversite Caddesi No:66 35100 Bornova - İZMİR
Tel: +90 (232) 388 19 90
info@ozgorkeyotomotiv.com

Kadir Akyol, “Jack Sparrow of Pirates of the Caribbean”, 2017, oil on canvas, 206x257 cm.

ON THE WORKS OF KADİR AKYOL by Emre Zeytinoğlu (Art Critic)
Do we have any choice but to always live in the “present time”? Time is constantly flowing and we always find ourselves in that “present time.” But there’s also this: time ends when it becomes the “present” and we have to move on to a new “now.” And this goes on and on. As to us, we don’t even know what we’re talking about when we say “now.” Is it a “now” that we’ve passed through, or is it a “thing” we’ve just entered and have yet to complete?
So what we call “present time” is nothing but a collection of “now”s directed to a new time. Hence, all these talks about “now” is just a broadening of a series of intertwined and juxtaposed past times.

But one should always remember this: The intertwining of “now”s doesn’t mean that they’re old and forgotten or that the word “now” has become a misnomer. This intertwining doesn’t alter the fact that we’re nevertheless in a “now.”

We’re living in a simultaneity. We’re never quite in “that moment,” which means that we never experience a fully independent and untouched situation. This being the case, “present time” feeds on the presence of other “now”s, morphing into a fast questioning of the memory. The “present time,” into which we step into but do not come out of, first asks us this: “What has just happened?” Without asking this question, it’s important to tap into an independent and untouched situation.

Therefore, every new “moment” and possible experiences attached to it evolve into “conscious experience.” In his famous book “The Brain: The Story of You,” David Eagleman mentions a brain structure called the “amygdala,” that appears in emergency situations such as critical moments and dangerous situations. Eagleman says: “In threatening situations, an area of the brain called the amygdala kicks into high gear, commandeering the resources of the rest of the brain and forcing everything to attend to the situation at hand. When the amygdala is in play, memories are laid down with far more detail and richness than under normal circumstances; a secondary memory system has been activated. After all, that’s what memory is for: keeping track of important events, so that if you’re ever in a similar situation, your brain has more information to try to survive.”

At this point, looking at Kadir Akyol’s works, we encounter a similar situation as described above: It’s when an individual, who has been exposed to the new conditions of the “present time” and begun to experience the unusual and “shocking” effects of those conditions, puts his/her memory in play. Talking about his exhibition, the artist mentions the consumerism economy in the neo-liberal system and touches upon the popularity created by this time period. Akyol says: “My works bear the traces of years when popular culture and consumerism that spread around with the new liberal economy trend in the world started to influence daily life.” When Akyol intuits a new system’s process of logic, he realizes a flow of life beyond what’s natural and familiar. Reflexes slow down, and it becomes harder for experiences and reflexes to synchronize because the learned behavior patterns cannot easily make sense of, perceive or monitor these sudden conditions.

There are some images imprinted in the mind. Movie frames, faces that made an impression or certain scenes… Then the days when one meets television… Images carve themselves a place in the widest section of the brain. They all have a date, a memory and a mental analysis. The individual believes that (s)he’s making sense of his/her own history. And suddenly come the products of consumerism, changing the functions of objects that have form a relationship between the individual and the function with various methods. As the object-individual-function relationship changes, so does life. Even if the memory is working, a disconnection is felt between the “present time.” Now it’s another world, far away from the individual: It almost feels like a momentary shake – like a crash.

Now, we’re experiencing this “moment of crash” – maybe it’s a car crash. Let’s say that we’re in the “first impact moment,” the hood is being crushed and danger is closing the distance. We’re about to be squeezed between layers of sheet iron and we’re shaking. Have we dived into the independent and untouched situation of “present time”? Will it all come and go in mere moments?

Yes, in reality, we’re experiencing a “moment,” but interestingly enough, “that moment” never ends – it keeps stretching like slow-motion. The image of that scene calls other images, blends with them and creates are images because, during the experience of “that moment,” we couldn’t help but ask the same question: “What has just happened?” The answers to this question flows through from our memory at the “moment of crash;” hundreds of data, all relatable to “that moment,” compiles in the “present time,” and becomes a synonymous “conscious experience” thanks to the role of memory. The naked scene of that crash that we watch no longer offer independent and untouched images. Our brain simultaneously evaluates “that moment” and blends it together with a collection of memories. Normally, our brain isn’t used to such a dense collection of memories; that’s why “that moment” lasts really long.
Let’s repeat this vital quote from Eagleman: “[…] that’s what memory is for: keeping track of important events, so that if you’re ever in a similar situation, your brain has more information to try to survive.” Pay attention to one detail here: In a situation of complete “newness,” the memory doesn’t bring and dump all kinds of data; it only reveals situations related to “that moment” and combines it with them. So the memory makes a meaningful selection. We cannot think our way through how this selection is made; all we can do is to leave that job to memory’s initiative.

Looking at Kadir Akyol’s words, we see the things the brain compiles in “that moment:” The popular figures of “now” are intertwined with the images from the past. Freely dispersed colors are splashed onto things. The artist explains: “Since my days as a student, I’ve always questioned the pornographic image, i.e., every image, portrait, object and concept that claims to be the naked representation of visible reality, with painted spaces, and turned this into a traumatic relationship in terms of form.” So by the absolute law of which logic were these relationships organized? We’ll never know that; as a matter of fact, the artist probably doesn’t know it either. To be clear, all those products of consumerism presented to us by the neo-liberal system change our lives, we can find a clear description for that change or the boundary between the new situation and the old one; but we don’t know how to offer a representational image of this. Nevertheless, we keep looking for that image and are trying to seize it.

This is what we can possibly do: To determine a “moment of change,” to surround it with arbitrary lines, and to attach an importance to that situation… Finally, to try and experience the crash of that “important situation.” This must feel like the quake of a “moment of crash.” Then, there’s only one thing we can do: to wait for all the related data carried by the brain into “that moment” as the quake continues; in a way, to drown in that dense collection of memories. To combine all intertwined past times into a “present time, to simultaneously personalize a “now,” and to try and paint it… Just as Kadir Akyol did.


Kadir Akyol, “Scarlett Johansson”, 2017, oil on canvas, 130x230 cm.

KADİR AKYOL (Turkey / Mardin, 1984)         
Kadir Akyol was born in Mardin in 1984. He achieved department of fine art in Mersin University in 2004.  He was graduated in 2008. He started his post graduate education in Gazi University in the faculty of fine arts. In 2011, he was graduated from this university by finishing his thesis named as “Hybrid Approaches in Contemporary Art”.
In 2011, he started his second post graduate education in faculty of fine arts in Sevilla University in Spain, He continues his thesis” Hacker Art” in Spain. Between the years 2009-2013, he did some researches and studies on arts in some Europeans countries and took part in some workshops and activities with projects.
In 2013, he won the competition “Rh+ Art Magazine the Young Artist of the Year”.  In addition to this, he has been awarded with many other prices.

He has 11 personal exhibitions and he took part in more than 100 national and international mixed, group, biennial, triennials, symposium, project exhibitions and auction activities in painting, installation, video and performance.


Kadir Akyol, “Suicide Squad, 'Joker-Jared Leto”, 2017, oil on canvas, 130x210 cm.


KADİR AKYOL: “KUSURSUZUN EVRİMİ”
Kadir Akyol’un, 12. kişisel resim sergisi, BMW Özgörkey Otomotiv’in İzmir Bornova, BMW showroomunda “Kusursuzun Evrimi” konseptli YENİ BMW 5 Serisi lansmanı ile aynı anda sanatseverlerle buluşacak. 28 Nisan – 5 Mayıs 2017 tarihleri arasında izlenebilecek serginin açılışı, 28 Nisan 2017 Cuma günü saat 19:00 - 21:00 saatleri arasında gerçekleşecek.

Portre sanatı deyince akla gelen ilk gelen genç kuşak sanatçılar arasında yer alan Kadir Akyol’un yeni resim çalışmalarında; popüler kültür ikonlarının, sanatçının belleğinden süzülen imgeleri, kendine özgü renk oyunları ve fırça darbeleriyle yeniden hayat buluyor.

Karayip Korsanları’nın Jack Sparrow’u, Yüzüklerin Efendisi’nin Gandalf’ı, Avatar, Kara Şövalye Filminin Batman Joker’i, Kuzuların Sessizliğinde Hannibal Lecter karakteriyle izlediğimiz Anthony Hopkins, Léon olarak Natalie Portman, Game of Thrones’dan Daenerys Targaryen ‘Emilia Clarke’ ve scarlett johansson, Kadir Akyol’un kendine has fırça darbeleri, coşkulu renkleri ve kompozisyon kurgusuyla görsel bir şölen sunuyor.


28 Nisan – 5 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, İzmir Özgörkey Otomotiv’in Bornova ilçesinde bulunan BMW showroomunda görülebilir. 


BİLGİ İÇİN
Kadir Akyol: +90 543 380 02 90
kadirakyol.blogspot.com

Adres: Üniversite Caddesi No:66 35100 Bornova - İZMİR
Telefon: +90 (232) 388 19 90
info@ozgorkeyotomotiv.com


Kadir Akyol, “Avatar”, 2017, oil on canvas, 180x180 cm.

KADİR AKYOL’UN YAPITLARI ÜZERİNE
“Kusursuzun Evrimi” isimli sergi kataloğu için Sanat Eleştirmeni Emre Zeytinoğlu kaleme aldığı yazısında Akyol’un yapıtları hakkında şunları söylüyor:

“Her an “şimdiki zaman”ı yaşamaktan başka çaremiz var mı? Zaman sürekli akıyor ve biz kendimizi hep o “şimdiki zaman” içinde buluyoruz. Fakat şu var: Zaman, “şimdi” olduğu anda bitiyor ve yeni bir “şimdi”ye geçmek zorunda kalıyoruz. Bu böyle devam edip gidiyor. Biz ise “şimdi” dediğimizde, hangi zamandan söz ettiğimizi bile bilmiyoruz: Yaşayıp bitirdiğimiz bir “şimdi” midir bu, yoksa henüz girdiğimiz ve daha tamamladığımız bir “şey” mi?
Bu durumda “şimdiki zaman” denilen, belki “şimdi”lerin birikerek yeni bir zamana yönelmekten başka bir şey değil. O halde “şimdi”den tüm söz edişler, birbirine karışmış, iç içe geçmiş zamanların genişlemesinden ibaret.
Oysa şunu da unutmamak gerekiyor: “Şimdi”lerin iç içe geçmesi, onların aslında eskimiş olduğunu, unutulup gittiğini ve “şimdi” sözcüğünün hatalı bir kullanım haline geldiğini göstermiyor. Ve bu iç içe geçmeler, yine de bizim bir “şimdi”nin içinde olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.
Bir eşzamanlılık yaşıyoruz. Hiçbir zaman tam “o an”ın içinde olamıyoruz. Bu demektir ki: Tümüyle bağımsız ve el değmemiş bir durumu asla deneyimleyemiyoruz. Böyle olunca “şimdiki zaman”, diğer “şimdi”lerin varlığıyla besleniyor, hızlı bir bellek sorgulama sürecine dönüşüyor. Adım attığımız ve deneyimi tamamlanmamış “şimdiki zaman”, bize öncelikle şu soruyu sorduruyor: “Az önce ne olmuştu?” İşte bu soruyu sormadan, bağımsız ve el değmemiş bir duruma girmek olanaksız.
Öyleyse her yeni “an”ımız ve ona ait olası deneyimimiz, “bilinçli deneyim”e evriliyor. David Eagleman, o ünlü “Beyin / Senin Hikâyen” adlı kitabında, “amigdala” adlı bir beyin fonksiyonundan söz ediyor. Acil durumlarda öne çıkan bir yapı bu: Önemli anlarda, tehlikelerle yüz yüze gelindiğinde vb… Eagleman şöyle yazıyor: “Tehlikeli durumlarda ‘amigdala’ adı verilen beyin yapısı ön plana çıkarak, beynin geri kalanın kaynaklarını idare etmeye başlar ve bütün dikkatleri içinde bulunulan duruma yöneltir. Eğer devrede amidala varsa, anılar normal koşullarda olduğundan çok daha zengin ve ayrıntılı biçimde saklanır; artık ikincil bir bellek sistemi etkinleşmiştir. Bellek, zaten bunun için vardır: Önemli olayların kaydını tutarak, benzeri bir duruma düştüğünüzde hayatta kalmanız için beyne fazladan bilgi sağlar.”
Bu noktada Kadir Akyol’un yapıtlarına baktığımızda, yukarıda yazılanlara benzer bir durumla karşılaşıyoruz: “Şimdiki zaman”ın yeni koşullarına maruz kalan, o koşulların alışılmadık, “şok” edici etkilerini deneyimlemeye başlayan bir kişinin, belleğini devreye sokması hali… Sanatçı, kendi sergisi üzerine konuşurken, neo-liberal sistemin tüketim ekonomisinden konu açıyor ve bu dönemin yarattığı popülerleşmeyi gündeme alıyor. Diyor ki: “Çalışmalarım, dünyada yeni liberal ekonomiyle birlikte yaygınlaşan popüler kültürün, tüketim kültürünün gündelik yaşamı etkilemeye başladığı yıllardan izler taşıyor.” Kadir Akyol, yeni bir sistemin işleyiş mantığını sezdiğinde, doğallıkla alışılmışın dışında bir yaşam akışını fark ediyor. Refleksler zayıflıyor, deneyimler ile o reflekslerin örtüşmesi zorlaşıyor; daha önceden edinilmiş davranış biçimleri, bu ansızın ortaya çıkmış olan koşulları kolayca anlamlandıramıyor, kavrayamıyor ve denetleyemiyor çünkü.
Akılda tutulmuş görüntüler var. Sinema karakterleri, etki uyandıran yüzler ya da birtakım sahneler… Sonra televizyon ile ilk tanışma günleri… İmajlar, belleğin en geniş yerine yerleşiyor. Bunların bir tarihi, bir belleği, zihinde bir çözümlemesi bulunuyor. Kişi kendi tarihinin anlamını oluşturduğu kanısında… Ve ansızın o tüketim ekonomisinin ürünleri çıkıp geliyor, nesneler işlevlerini değiştiriyor, kişi ile işlev bağını çok farklı yöntemlerle kuran nesneler bunlar. Nesne-kişi-işlev bağı değiştikçe, yaşam da değişiyor; bellek çalışıyorsa da “şimdiki zaman” ile bir uyuşmazlık seziliyor. Kişinin uzağında kalmış, başka bir dünya var sahnede: Neredeyse ani bir sarsıntı… Bir kaza gibi sanki…
Şimdi bu “kaza anı”nı deneyimlemekteyiz; belki bir trafik kazası bu: Diyelim ki çarpışmanın “ilk an”ındayız, kaporta giderek eziliyor ve tehlike yaklaşıyor; sac levhalar arasında ezilmek üzereyiz, sarsıntı geçiriyoruz. Acaba “şimdiki zaman”ın bağımsız ve el değmemiş durumu içine mi daldık? Ve her şey hemen olup bitecek mi?
Evet, gerçekte “bir an”ı deneyimlemekteyiz, ama çok tuhaf; o “bir an” bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyor, bir “ağır çekim” gibi… O sahnenin görüntüsü, başka görüntüleri çağırıyor, onlarla birleşiyor ve başka görüntülere yol açıyor. Çünkü “o an”ın deneyimi sırasında, gene aynı soruyu sormadan edemedik: “Az önce ne olmuştu?” Bunun yanıtları, “kaza anı”nda belleğimizden akıp geliyor ve “o an” ile ilişki kurabilecek yüzlerce veri, “şimdiki zaman”ın içine yığılıyor, belleğin rolüyle, eşzamanlı bir “bilinçli deneyim” oluveriyor. O kazanın çıplak görüntüsü, izlediğimiz o çıplak sahne, bağımsız ve el değmemiş görüntüler sunmuyor artık… Beynimiz hem “o an”ı değerlendiriyor, hem de onu bir anı yoğunluğu ile birleştiriyor. Beynimiz normal koşullarda böyle bir anı yoğunluğuna alışık değil, onun için “o an” çok uzun sürüyor.
Eagleman’ın şu can alıcı tümcesini tekrarlayalım: “Bellek, zaten bunun için vardır: Önemli olayların kaydını tutarak, benzeri bir duruma düştüğünüzde hayatta kalmanız için beyne fazladan bilgi sağlar.” Burada bir ayrıntıya dikkat çekelim: Bellek, tam “şimdi” yaşadığımız bir olayda, her tür veriyi getirip oraya boşaltmıyor; yalnızca “o an” ile ilgili durumları bulup çıkartıyor ve onunla birleştiriyor. Belleğin anlamlı bir seçimi var yani burada. O seçimin nasıl yapıldığını biz düşünerek bulamıyoruz, o işi belleğin inisiyatifine terk etmekten başka yapabilecek bir şeyimiz yok.
Kadir Akyol’un yapıtlarına bir kez daha göz atıyoruz; onlarda gördüğümüz, belleğin “o an”a getirip yığdığı şeylerdir: “Şimdi”nin popüler figürleri, eskinin imajları ile iç içedir. Renkler, her bir sahnede özgürce dağılmış, eşyaların üstlerine sıçramıştır. Sanatçı bunu şöyle açıklamakta: “Öğrencilik yıllarımdan bu yana pornografik imgeyi, yani görünür gerçekliğin çırılçıplak temsili olma iddiasındaki her görüntüyü, portreyi, eşyayı ve olguyu saf boya alanlarıyla sorguladım ve biçimsel anlamda travmatik bir ilişkiye sürükledim.” Pekiyi yapıtlardaki bu ilişkiler hangi mantığın mutlak koşulları halinde düzenlenmişlerdir? Bunu bilemeyeceğiz, hatta o yanıtı büyük olasılıkla sanatçı da tam olarak bilmemekte. Daha açık bir söyleyişle: Neo-liberal sistemin önümüze bıraktığı o tüketim nesneleri yaşamımızı değiştirdiğinde, o değişimin net bir tanımını, yeni durum ile eski durum arasındaki sınırın ne olduğunu düşünebiliyoruz, ama bunun temsili bir görüntüsünün nasıl sunulacağını bilemiyoruz. Yine de o görüntünün peşinden gidiyoruz ve onu yakalamaya çalışıyoruz.
Büyük olasılıkla, yapabileceğimiz tek şey şu: Bir “değişim anı” saptamak, ona rastgele bir sınır çizmek ve o duruma da bir önem atfetmek… Ve o “önemli durum”un sarsıntısını hissetmeye çalışmak… Bir “kaza anı”nın sarsıntısı gibi bir şey olmalı bu… İşte o zaman yapmamız gereken tek şey kalıyor: Sarsıntı sırasında, belleğin seçip “o an”a taşıdığı tüm ilişkili verileri beklemek; anılar yoğunluğunda boğulmak bir anlamda… İç içe geçmiş zamanların tümünü “şimdiki zaman”da birleştirmek ve eşzamanlı bir “şimdi”yi kişiselleştirerek onun resmini yapmaya koyulmak… Aynı, Kadir Akyol’un yaptığı gibi. 

Kadir Akyol, “Untitled”, 2017, oil on canvas, 130x130 cm.


KADİR AKYOL (Türkiye / Mardin, 1984)         
2004 yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazandı. 2008’de mezun oldu. 2008’de Ankara Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı Yüksek lisans eğitimine başladı. 2011’de “Çağdaş Sanatta Melez Yaklaşımlar” isimli tezini bitirip mezun olmuştur. 2011 yılında İspanya’ da Universidad De Sevilla Faculttad De Bellas Artes’ da 2. master eğitimine başlamıştır. 2013 Rh+Artmagazine ‘Yılın Genç Ressamı’ Ödülünü kazanmıştır. Bunun yanı sıra birçok ödüle ve sergilenmeye hak kazanmıştır.
11 Kişisel sergisi bulunmaktadır ve 150’den fazla ulusal ve uluslararası bir çok karma, grup, bienal, trienal, sempozyum, fuar, müzayede, projeli etkinlikte; resim başta olmak üzere, video, enstalasyon ve performanslarıyla katılmıştır. 



Kadir Akyol.

18 Nisan 2017 Salı

FERNANDO BOTERO, ANNA LAUDEL CONTEMPORARY’DE: GÜNLÜK YAŞAMIN ŞİİRİ - HAYATTAN SAHNELER

FERNANDO BOTERO, Woman with Her Purse - Cüzdanlı Kadın, 2010,
Oil on canvas - Tuval üzeri yağlı boya, 31 9/10 × 22 in, 81 × 56 cm.

Özgün üslubu ile dünya çapında büyük bir ilgiyle karşılanan, Kolombiyalı ressam ve heykeltıraş Fernando Botero, daha önce Türkiye’de sergilenmemiş çalışmalarından oluşan iddialı bir seçkiyle 27 Nisan - 25 Haziran 2017 tarihleri arasında Anna Laudel Contemporary’de. Dünyanın en önemli özel koleksiyonlarında ve neredeyse tüm öne çıkan müzelerde çalışmalarına rastladığımız usta sanatçı Botero’yu ağırlayacağı bu sergi ile Anna Laudel Contemporary, Karaköy Bankalar Caddesi’ndeki yeni mekanında değerli sanatçıların sergilerine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Darmstadt’daki Mathildenhöhe Enstitüsü’nün eski direktörü Dr. Klaus Wolbert küratörlüğünde gerçekleşecek “Günlük Yaşamın Şiiri - Hayattan Sahneler” sergisi, resim; bronz ve mermer heykeller; desen ve çizimler dahil olmak üzere üç bölümden oluşan bir seçki ile sanatseverlere Botero’nun önemli eserlerini yakından görme ayrıcalığını sunuyor. Çağdaş sanatın yaşayan en önemli resim ve heykel sanatçıları arasında kabul edilen, insanları ve toplumsal yaşamı benzersiz üslubu ile yorumlamasıyla dikkatleri çeken Botero, tüm dünyada dolgun vücutları betimleme konusundaki başarısıyla tanınıyor. 85 yaşındaki sanatçının aynı zamanda kendi kültürünün toplumsal yapısını yansıttığı çalışmaları, siyasi otorite, mafya babaları ve orta sınıfa has kendini beğenmişlikler dahil olmak üzere toplumun karakteristik tüm figürlerini canlandırıyor.


Fernando Botero.
27 Nisan Perşembe günü Anna Laudel Contemporary’de açılacak olan sergi, siyasi varoluş ve yaşam koşullarını keskin bir zeka ve hicivli üslubuyla ve tüm çıplaklığıyla ortaya koyan 21. yüzyılın en önemli sanatçılarından Botero’nun sanat geçmişine ışık tutuyor.

Serginin küratörü Dr. Klaus Wolbert ’in yorumu: “Anna Laudel Contemporary’de gerçekleşecek bu sergiyi, metropol İstanbul’un en çok dikkat çeken sanat etkinliği olarak nitelendirmek yerinde olur çünkü bu sergi, büyük bir iddia ile, Botero’nun sanatsal yaratıcılığının sıra dışı bir kaliteyi temsil eden spektrumunu sunuyor. Bu sergide sanatçının, dolgun vücutları betimleme konusundaki kendine özgü eğilimi dahil olmak üzere, tipik temaları ve özneleri ustaca yansıtmak için kullandığı yaratıcı çözümleri ve gayet normal dünyevi insan yaşamının hayranlık uyandıran, başarılı gözlem ve tasvirlerini görebilirsiniz.” “Günlük Yaşamın Şiiri - Hayattan Sahneler” , 27 Nisan – 25 Haziran tarihleri arasında Anna Laudel Contemporary’de ziyaret edilebilir.


BİLGİ İÇİN
Adres: Bankalar Caddesi 10 Karaköy, Beyoğlu 34421 İstanbul
Web sitesi: annalaudel.gallery
Facebook: www.facebook.com/annalaudel.gallery
Instagram: www.instagram.com/annalaudel.gallery
Twitter: twitter.com/laudelgallery


FERNANDO BOTERO, Circus Woman - Sirk Kadını, 2000, Watercolor on paper - Kağıt üzeri sulu boya
39 2/5 × 29 1/2 in, 100 × 75 cm.

Anna Laudel Contemporary
2012-2016 yıllarında, dört sene boyunca Erenköy’de yer alan ve Anna Laudel tarafından kurulan ART350 Galeri, güncel sanat alanında Türkiye ve uluslararası sanatçıların çalışmalarına daha kapsamlı destek vermek amacıyla yeniden yapılandırıldı ve Karaköy Bankalar Caddesi’nde tarihi bir binada Anna Laudel Contemporary ismi ile Aralık 2016’da kapılarını açtı. Anna Laudel Contemporary, sergi alanına ek olarak sanatseverlerin bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunduğu, uluslararası sanat ortamıyla birlikte hareket eden; sanatçıların aynı zamanda konakladığı ve yaratıcı projelere imza attıkları yeni bir mekan sunuyor. Aynı anda solo ve grup sergileri ve etkinlikler düzenlemeye olanak sağlayan beş katlı tarihi binada yer alan galerinin direktörlüğünü Ferhat Yeter yapıyor. Galerinin kurucusu Anna Laudel, Düsseldorf’tan Türkiye’ye 20 sene önce tekstil alanında iş kurmak için geldi. Kendisi aldığı eğitim ve içinde büyüdüğü güncel sanat ortamının etkisiyle Türkiye’de galeri açarak bu alanda çalışan yerli ve yabancı sanatçılara destek olmayı amaçlıyor. Anna Laudel Contemporary, üretken sergi ve etkinlik programıyla İstanbul’un önde gelen dinamik güncel sanat merkezlerinden biri haline gelerek, uluslararası sanatçıları ağırlamanın yanı sıra Türkiye’den sanatçıları uluslararası platformlarda temsil etmeyi hedefliyor.



FERNANDO BOTERO, Lying Woman - Yatan Kadın, 2006, Bronze - Bronz heykel,
19 7/10 × 44 9/10 × 18 9/10 in, 50 × 114 × 48 cm, Edition 1/6.

FERNANDO BOTERO
1932    Fernando Botero (tam adı Fernando Botero Angulo) 19 Nisan 1932'de Kolombiya’nın
Antioquia departmanının başkenti Medellin'de dünyaya geldi. Babası gezici satış temsilcisi David Botero Mejia (1895-1936) ve annesi Flora Angulo Jaramillo (1898-1972) idi. Her iki ebeveyn de And Dağları'nda bir köyde doğmuştu. İki erkek kardeşi vardı: 1928 doğumlu Juan David ve 1936 doğumlu Rodrigo.1936
Fernando dört yaşındayken babası ani bir kalp krizinden öldü.
1938    Fernando, Ateneo Antioqueno İlköğretim Okulu'na, ardından da Bakalorya için okuduğu Medellin ortaokuluna gitti.
1944    Çoğu zamanını, geleneksel Fiesta Brava kutlamaları, özellikle de boğa güreşleri sahneleri çizerek geçirdi. İlk bilinen sulu boya resmi 1944 yılına aittir.
1948    Diğer ressamlarla birlikte katıldığı ilk sergi, Bogota'daki Antioquia Ressamları adlı kolektifin sergisi oldu. Ayrıca Medellin'in önde gelen gazetesi El Colombiano'nın Pazar eki için illüstrasyonlar yaptı.
1949    Botero çok genç yaşta, Medellin ve çevre bölgelerdeki kilise ve manastırlarda gördüğü zengin kolonyal barok süslemelerinden etkilendi. Aynı zamanda o sırada Kolombiya’da çok az bilinen modern Avrupa sanatını öğrenmek istiyordu. Sürrealizm ve Salvador Dali hakkında bir makale yazdı ve ona Anatornia de la Locura (Çılgınlığın Anatomisi) adını verdi. Makalesinde bu akımın meydana getirdiği sanatsal yenilenmeyi vurguladı. Çizimlerinden bazıları Meksikalı ressamlar Jose Clemente Orozco, Diego Rivera ve David Alfaro Siqueiros'un etkisini ortaya koyuyor. Örneğin, Mujer Llorando (Ağlayan Kadın) adlı sulu boyasında açıkça Orozco'nun etkisi görülmektedir.


FERNANDO BOTERO, Still Life with Couple - Natürmort ve Çift, 2013, Oil on canvas -
Tuval üzeri yağlı boya, 37 4/5 × 47 3/5 in, 96 × 121 cm.
1950    Boyalı eskizlerinden eğitimini karşılayacak ve liseden mezun olacak kadar para kazandı. Ardından Kolombiya'yı turlayan İspanyol tiyatro topluluğu Lope de Vega için iki ay boyunca sahne tasarımcısı ve ressamı olarak çalıştı.
1952    Botero Bogota'ya taşındı ve kısa süre içinde Leo Matiz Galerisi'nde iki kişisel sergi açtı. Yirmi beş adet sulu boya, guaj, yağlı boya ve eskiz çalışmasından oluşan ilk sergisinin satışları iyi gitti. Kazandığı parayla ve bu ilk başarıdan cesaret alarak, Kolombiya'nın kuzeybatısında bir liman olan Tolu'yu görmeye karar verdi. Orada, Karayip kıyılarında ve Morrosquillo Körfezi'ndeki adalarda geçirdiği süre zarfında yaptığı eserleri içeren ikinci sergisini oluşturacak çalışmalarda bulundu. Bu resimler, Gauguin ve Picasso'nun etkisini göstermektedir. Botero, Frente al Mar (Denize Karşı) isimli tablosuyla Bogota'daki 9. “Salón de Artistas Colombianos” (Kolombiyalı Sanatçılar Salonu) etkinliğinde ikincilik ödülünü aldıktan sonra, kazandığı parayı Avrupa'ya seyahat etmek için kullanmaya karar verdi ve Barselona’ya giden bir geminin üçüncü mevkiinde yerini ayırttı. Katalan metropolünde kısa bir süre kaldıktan sonra, Madrid'e geçti ve öğrenci olarak San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi'ne kaydoldu. Yakınlardaki Prado Müzesinde, onun için hayati bir esin kaynağı haline gelen Velazquez, Goya, Titian ve Tintoretto gibi büyük ustaların resmini inceleme fırsatı buldu. Madrid’de geçirdiği bir yılın sonunda Paris'e taşındı ve orada birkaç ay kaldı. Kısa süre sonra, modern sanatın kendisi için bir cazibesi olmadığını fark etti. Kolombiya'dayken çokça takdir ettiği ve şimdi Paris Modern Sanatlar Müzesi'nde birinci elden görüp değerlendirebildiği Fransız avangardı onun için bir hayal kırıklığı oldu. Bunun yerine, zamanının çoğunu Louvre'daki eski ustaları öğrenmeye adamayı tercih etti.


FERNANDO BOTERO, Woman Lying on Her Stomach - Karınüstü yatan Kadın, 2006,
Bronze - Bronz heykel, 11 × 22 2/5 × 9 4/5 in, 28 × 57 × 25 cm, Edition 3/6.

1953-1954      Büyük Avrupa turu onu Floransa’ya götürdü ve orada bir stüdyo kurarak iki yıl kaldı. İtalyan Rönesans eserlerine, özellikle de Paolo Uccello, Masaccio, Andrea del Castagno ve Piero della Francesca'nın Arezzo'daki tablolarına ve fresklerine hayran kaldı. Siena, Venedik, Ravenna ve sanatsal yaratıcılığın diğer ünlü merkezlerini de ziyaret etti. Botero, on sekiz ay boyunca fresk tekniklerini ve 15. yüzyıl sanat tarihini araştırdı. Geceleri, derslerinden sonra, bir zamanlar ressam Giovanni Fattori'ye ait olan Via Panicale'deki stüdyosunda yağlıboya tablolar üzerinde çalıştı. Bu dönemin karakteristik bir tablosu, Paolo Uccello’dan ve Giorgio de Chirico'nun metafiziksel ambiyansından esinlenen Los Caballos (Atlar) 'dır.
1955    Mart ayında Bogota'ya döndü ve İtalyan Rönesans resminin net etkisini gösteren bir koleksiyonla Ulusal Kütüphane’de bir sergi açtı. Bu yirmi yeni eser kamuoyu nezdinde tam bir başarısızlıktı ve eleştirmenler bile ters tepki gösterecek kadar Fransız avangart eğilimlerinin etkisi altındaydılar. Botero çeşitli süreli yayınlarda illüstratör olarak çalışmaya başladı. Aralık ayında, Gloria Zea ile evlendi.
1956    Çift, yılın ilk aylarında Meksiko’ya taşındı ve ilk çocukları Fernando orada doğdu. İlk satıcısı Antonio Souza ile de orada tanıştı. Bir mandolini ve onun ses deliğini çizerken, Botero aniden orantılarda yapılan değişikliklerin anıtsallık ve hacim etkisini nasıl artırabileceğini fark etti. Yıllarca üzerinde çalıştığı plastisite deneyleriyle uyum içinde olan bu keşif, şehvet ve güzelliğin büyük hacimlerle yaratıldığı belirgin stilinin de tohumu olacaktı. Teksas'daki Houston Güzel Sanatlar Müzesi'nde düzenlenen bir toplu sergide yer aldı.


FERNANDO BOTERO, Guitar Player - Gitar çalanlar, 2003, Oil on canvas - Tuval üzeri yağlı boya
11 × 14 3/5 in, 28 × 37 cm.

1957    Botero, Nisan ayında ABD’deki Washington Pan-Amerikan Birliği'nde ilk kişisel sergisini açtı. Orada daha sonra Washington'da bir galeri açacak olan Tania Gres'le tanıştı. Ayrıca New York'taki bazı müzeleri ziyaret etti ve soyut ekspresyonizmi keşfetti. Mayıs ayında Bogota'ya döndü ve Ekim ayında Contrapunto (Kontrpuan) adlı tablosuyla her yıl düzenlenen “Salón de Artistas Colombianos” etkinliğinde ikincilik ödülüne layık görüldü. Daha sonra eserleri Mexico City'deki Antonio de Souza Galerisi'nde sergilendi.
1958    Kızı Lina dünyaya geldi. O sırada yirmi yedi yaşında olan Botero, Kolombiya Ulusal
Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim görevine atandı ve burada resim profesörü olarak 1960 yılına kadar görev yapmaya devam etti. En genç Kolombiyalı ressamlardan biri olarak üne kavuştu. Gabriel-Marquez'in El Tiempo gazetesinde yayınlanan Salı Uykusu adlı hikayesinin illüstrasyonlarını yapmakla görevlendirildi. Mantegna’nın Mantua'daki Ducal sarayında yer alan fresklerinin özgür bir yorumlaması olan La Alcoba Nupcial: Homenaje a Mantegna (Alcove Düğünü: Mantegna’ya Saygı) isimli büyük yağlı boya tablosunu yaptı ve bu eser ile “Salón de Artistas Colombianos” etkinliğinde birincilik ödülüne layık görüldü. Başta bu eseri reddeden jüri, daha sonra sanat ve basın camiasından etkili kişiler tarafından bu kararını aksi yönde değiştirmeye ikna edildi. Resim daha sonra Obispo Dormido (Uyuyan Piskopos) ile birlikte, Washington'daki Gres Galerisi'nde gerçekleşen “Fernando Botero: Son Dönem Yağlı boyalar, Sulu boyalar, Çizimler” adlı sergide sergilendi. Resimlerinin çoğu serginin açıldığı akşam satıldı. Ayrıca New York Guggenheim Müzesi'nde bir toplu sergide yer aldı ve bazı eserleri 29. Venedik Bienali'nde sergilendi. Eserleri Meksiko'daki Antonia de Souza Galerisi'nde tekrar sergilendi.
1959    Botero, o yılki “Salón de Artistas Colombianos”da Kolombiyalı bisiklet şampiyonundan esinlenerek yarattığı Apoteosis de Ramon Hoyos (Ramon Hoyos'un Tanrılaştırması) adlı eserini sundu. Aynı yıl, daha önce on tane versiyonunu ürettiği Velazquez’den ilham aldığı Nino de Vallecas'ı bitirdi. Bu tek renkli çalışmadaki dürtüsel fırça darbeleri, Botero’nun hala soyut ekspresyonizmin etkisinde olduğunu gösteriyor. Brezilya'daki 5. Sao Paulo Bienali'nde Enrique Grau, Alejandro Obregon ve Eduardo Ramirez Villamizar ile birlikte Kolombiya'yı temsil etti.


FERNANDO BOTERO, Man and Woman - Adam ve Kadın, 2013, Oil on canvas - Tuval üzeri yağlı boya
39 2/5 × 32 7/10 in, 100 × 83 cm.

1960    Şubat ayından Nisan ayına kadar Medellin Merkez İpotek Bankası'nda büyük bir fresk yapmakla meşguldü. İkinci oğlu Juan Carlos, Bogota'da doğdu. Meksika’daki 2. Inter-Amerikan Bienali'nde Kolombiya'yı temsil etmek üzere seçildi. Sanat eleştirmeni Marta Traba ve diğer jüri üyeleri tarafından alınan bu karar, bir dizi protestoya neden oldu. Botero ve bir grup arkadaşı bu protestolara, karşı protestolar ile cevap verdi. Botero, ana destekçileri arasında yer alan Gres Galerisi'nde ikinci kez sergilendi. Ne yazık ki, bu galeri daha sonra kapandı. Gres sergisinde, önceki çalışmalarının renginden yoksun olduğu için, Nino de Vallecas dizisi takipçilerinin çoğunun aklını karıştırdı. İlk eşi Gloria Zea'dan boşandıktan sonra Kolombiya'dan üçüncü kez ayrıldı ve New York'a giderek Greenwich Village’da bir daire kiraladı. Orada, Bogota folklorunun bir parçası haline gelen seri katil Nepomuceno Matallana'nın vahşi suçlarını gösteren bir dizi resim yaptı.
1961    Haziran ayında, Jorge Zalamea'nın El Gran Burundun-Burunda Ha Muerto (Büyük Burundun-Burunda Öldü) için yaptığı resimler ve bir düzine illüstrasyon Bogota'daki El Callejon Galerisi’nde sergilendi. New York Modern Sanatlar Müzesi'nin küratörü Dorothy C. Miller'ın talebi üzerine MoMA, Mona Lisa a los Doch Anos (On iki yaşında ki Mona Lisa) adlı eserinin ilk versiyonunu satın aldı. O yıl müze tarafından satın alınan tek figüratif eserdi. Alfred H. Barr, satın almalar kataloğunun giriş yazısında “Hiç kimse bu rahatsız edici çalışmaya, lehinde veya aleyhinde bir tavır almadan bakamaz" yazdı.
1962    Botero, ilk kez bir New York galerisinde, The Contemporaries'de sergilendi: sert
eleştiriler aldı.
1963    New York Metropolitan Müzesi Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa'sını sergilediği sırada MoMA da Botero'nun On İki yaşında ki Mona Lisa’sını sergiledi. Botero stüdyosunu Lower East Side’a taşıdı.
1964    Botero Cecilia Zambrano ile evlendi. Manzanas (Elmalar) adlı eseri Bogota Modern Sanat Müzesi’ndeki Genç Sanatçılar Interkol Salonu’nda ikincilik ödülüne layık görüldü. Long Island'da bir yazlık ev inşa etti ve New York'ta 14. Cadde'de yeni bir stüdyo kiraladı.
1965    Bütünüyle olgunluğa erişmiş görsel stili ilk kez La Familia Pinzon (Pinzon Ailesi) adlı tablosunda ortaya çıktı. Helens Fourment'ın Rubens portresini baz alan dört eser hazırladı. Kesin, zarif fırça darbeleri ile boyanmış yoğun tonları daha hassas renklere dönüşmeye başladı. Botero, konu seçimiyle ilgili olarak; “Birçok insan figürü boyamış olmama rağmen, doğrudan modellerle çalışmıyorum; çünkü kendimi kısıtlı hissettiriyorlar, beni özgürlüklerimden mahrum ediyorlar. Özgürce boyamayı ve kendi hayal gücümün peşinden gitmeyi tercih ediyorum.” dedi.
1966    Almanya’da Baden-Baden'daki Staatliche Kunsthalle, Avrupa'daki ilk Botero sergisini organize etti. Daha sonra, Eylül ayında, Münih'teki Buchholz Galerisi ve Hannover'deki Brusberg Galerisi çalışmalarını sergiledi. Wisconsin'deki Milwaukee Sanat Merkezi, Botero’nun ABD’de bir müzede gerçekleşen ilk sergisini düzenledi. The Times gazetesinde yer alan eleştiri çok olumluydu.
1967-1968      Botero bu yıllarda Kolombiya, New York ve Avrupa'da vakit geçirdi. Almanya'ya yaptığı ziyaretlerden birinde Münih ve Nürnberg'e gitti ve Dürer'in eserlerinden büyülendi. Bu onun büyük boy tuval üzerine karakalem ile yaptığı Alman ustanın pastişlerinden oluşan Dureroboteros serisini yaratmasına yol açtı.
1969    Botero, New York'taki Amerikalılar Arası İlişkiler Merkezi'nde bir resim ve karakalem koleksiyonu sergiledi. Bu sergi, en önemli Latin Amerikalı sanatçılar arasındaki yerini sağlamlaştırdı. Paris'teki ilk sergisini prestijli Claude Bernard Galerisi'nde gerçekleştirdi.


FERNANDO BOTERO, Naked Woman on the Chair - Sandalye üzerindeki çıplak kadın, 2013, Oil on canvas -
Tuval üzeri yağlı boya, 37 × 26 4/5 in, 94 × 68 cm.

1970    Mart ayında, seksen tablodan oluşan büyük bir gezici sergi Baden-Baden'deki Staatliche Kunsthalle'de açıldı ve ardından Berlin'deki Haus am Waldsee'ye, Düsseldorf'taki Kunstverein'e, Hamburg'daki Kunstverein'e ve Bielefeld'deki Kunsthalle'ye taşındı. Üçüncü oğlu Pedro, New York'ta doğdu.
1971    Paris’te Ile de la Cite üzerindeki Boulevard du Palais’de bir daire kiraladı ve zamanını
Paris, Bogota ve New York arasında geçirdi.
1972    Şubat ayında New York’taki Marlborough Galerisi’nde ilk büyük sergisini açtı. Paris’te rue Monsieur-le-Prince üzerinde yeni bir stüdyo ve ayrıca Bogota’nın kuzeyinde Cajica’da, her yıl birkaç ayını geçireceği bir sayfiye evi satın aldı.
1973    Botero, Paris'te kalıcı bir ev kurdu ve burada heykele cesaret ederek ilk bronz heykellerini modelledi. Eserleri İtalya'da Marlborough Galerisi'nin Roma şubesinde sergilendi ve Bogota'daki San Carlos Koleji'nde “Fernando Botero 1948-1972” adlı bir retrospektif sergi açtı.
1974    “Botero: Aquarelle ve Zeichnungen” (Botero: Suluboyalar ve Çizimler) adlı sergisi Hannover'deki Brusberg Galerisi'nde açıldı. En küçük oğlu Pedro, İspanya'da bir yol kazasında hayatını kaybetti. Bu olay, sonraki çalışmalarına damgasını vuracaktı. En önemli bronz heykellerinden biri olarak kabul edilen Mano'yu (El) üretti.
1975    Botero ikinci eşi Cecilia Zambrano’dan boşandı. Plegaria (Yakarış) adlı eserini Antioquia Müzesi’ne verdi. Bu kuruma yapacağı çok sayıda bağıştan ilkiydi. Rotterdam’da bir Fernando Botero sergisi açıldı.
1976    Yunan sanatçı Sophia Vari ile evlendi. Venezuela'da Caracas'daki Çağdaş Sanatlar Müzesi'nde gerçekleştirdiği büyük bir retrospektifin ardından Venezuela Devlet Başkanı Andres Bello'nun nişanıyla şahsen onurlandırıldı. Ayrıca Paris'teki Claude Bernard Galerisi’nde büyük boy suluboya tablolardan oluşan bir koleksiyon sergiledi. Bir süre heykel çalışmalarına zaman ayırdı. Gövdeler, kediler, yılanlar ve muazzam kahve demlikleri gibi çeşitli temalarda yaklaşık yirmi beş heykel yaptı.
1977    Antioquia'nın bölge yönetimi tarafından, Kolombiya'ya yaptığı hizmetlerden dolayı
Boyaca nişanı ile ödüllendirildi. Oğlu Pedro'nun anısına Medellin'deki Zea Müzesi'ndeki bir odanın açılışını yaptı ve kendi eserlerinden on yedi tanesini buraya bağışladı. Claude Bernard Galerisi vasıtasıyla, heykellerini Grand Palais'deki Paris Sanat Fuarı'nda (FIAC) ilk kez gösterebildi. Botero, İspanyol usta Velazquez’in Infantas portrelerinden türettiği Despues de Velazquez (Velazquez’den Sonra) serisini yarattı. Bunlar Botero’nun büyük sanatçı üzerine yaptığı derin analizin meyveleriydi.
1978    Paris’teki stüdyosunu Rue du Dragon’a taşıdı ve o günden beri hala orada. Yeniden resim yapmaya başladı.
1979-1982      Tabloları ve heykelleri Avrupa çapında birçok sergide gösterildi: Basel, Brüksel, Lund, Hovikodden, Paris ve Roma. ABD'de New York, Philadelphia, Houston ve
Chicago'da sergiler açtı. Washington'daki Hirshhorn Müzesi ve Heykel Bahçesi Botero’nun Amerika'daki ilk retrospektif sergisine ev sahipliği yaptı. El Tiempo adlı Kolombiya gazetesinde bir dizi masal illüstrasyonları yayınlandı. Eserleri 1981'de Tokyo ve Osaka'da sergilendi.


FERNANDO BOTERO, Pigeon - Güvercin, 2014, White Marble - Beyaz mermer,
15 7/10 × 15 7/10 × 10 1/5 in, 40 × 40 × 26 cm.

1983    MoMA, Baile en Colombiya (Kolombiya'da Dans) adlı tablosunu satın aldı. Yeni Vanity Fair dergisinin ilk sayısı için Gabriel Garcia Marquez'in “Ölümün Önceden Söylenmiş Kroniği” adlı kısa romanını resimledi. İtalya'da Carrara mermer ocaklarının yakınındaki Pietrasanta'da bir stüdyo kurdu. Bu tarihten itibaren her yıl düzenli olarak birkaç ay bronz dökümcüler ve mermer oymacılar ile birlikte çalıştı. Boğa güreşi sahnelerini konu alan çizim ve tablo dizisine başladı.
1984    Botero, üç anıtsal heykelini Medellin'deki San Antonio parkına, on sekiz tablosunu da Bogota'daki Ulusal Kütüphane’ye bağışladı. Zamanının çoğunu boğa güreşlerine adadı.
1985    Nisan ayının sonunda, New York’taki Marlborough Galerisi boğa güreşi teması üzerine yarattığı yirmi beş eserinden oluşan bir seriyi sergiledi. Porto Riko’daki Ponce Sanat Müzesi’nde de bir sergi gerçekleştirdi.
1986    “Botero: Bilder, Zeichnungen” (Botero: Resimler, Çizimler) adlı sergisi Münih, Berlin ve Frankfurt’da izleyici ile buluştu. Eserlerinden oluşan bir retrospektif Tokyo, Sapporo, Osaka ve Niigata’yı dolaştı.
1987    “Botero: pinturas, dibujos, esculturas” (Botero: Resimler, Çizimler, Heykeller) adlı retrospektif sergi Madrid'deki Reina Sofia Müzesi'nde açıldı. Seksen altı eser içeren gezici sergi La Corrida, Milano'daki Sforza Kalesi’nin Viscontea salonunda gösterildi. Resim, heykel, suluboya ve çizimlerden oluşan bir sergi de Bogota’daki El Museo Galerisi'nde açıldı.
1988    La Corrida (Boğa Güreşi) serisi, Napoli'deki Castel dell'Ovo'da ve Palermo'daki Albergo delle Povere'de gösterildi. Belçika’daki Knokke-le-Zoute Casino’su bir retrospektif sergiye ev sahipliği yaptı.
1989    Coro Sanat Müzesi ve Caracas Modern Sanat Müzesi "La Corrida: Resimler, Çizimler, Heykeller” sergisine ev sahipliği yaptı. Sergi daha sonra Meksika’daki Tamayo Çağdaş Sanat Müzesi’ne taşındı.
1990    Martigny, İsviçre’deki Pierre Gianadda Vakfı’nda bir retrospektif sergi gerçekleşti. Anıtsal heykelleri Floransa’daki Belvedere Kalesi’nde sergilendi. New York’taki Marlborough Galerisi de heykellerinden bazılarını sergiledi.
1991    Fernando Botero adlı sergi Roma’daki Palazzo delle Esposizioni’de açıldı. Sergi, La
Corrida dizisinin yanı sıra sanatçının yağlı boya tabloları, heykelleri ve eskizlerini de kapsıyordu. Bu sıralarda İsviçre, Belçika ve ABD’de de sergiler gerçekleşti. Botero’nun eserleri Berlin’deki Brusberg Galerisi’nde ve Tokyo’daki Marlborough Galerisi’nde sergilendi.
1992    Anıtsal heykelleri ilk kez Monako’nun Monte Carlo şehrinde sergilendi. Anıtsal heykellerinden oluşan kamusal alandaki en büyük sergi ise Paris’te Champs-Elysées’de (Şanzelize) gerçekleşti. Rusya’da eserleri ilk kez Moskova Pushkin Müzesi’nde ve St. Petersburg Hermitage Müzesi’nde sergilendi. Madrid’de gerçekleşen Botero adlı sergi, Paseo de Recoletos bulvarında bir dizi anıtsal heykelden oluşuyordu.


FERNANDO BOTERO, Little Girl with Cat - Kedi ile küçük kız, 2009, Mixed media on paper - Kağıt üzeri karışık teknik, 41 3/10 × 25 3/5 in, 105 × 65 cm.

1994    Sanatçının boğa güreşi tabloları Paris’te Grand Palais’te sergilendi. 1964-1986 yılları arasında yaptığı eskizlerden oluşan gezici bir sergi ABD’yi turlayarak New York, Corpus Christi, Naples, Gainesville, Lafayette, Columbia ve Lexington’a uğradı. Botero, kariyeri boyunca, 1994 yılından itibaren, New York, Chicago, Buenos Aires, Madrid, Beverly Hills, Kudüs, Washington, Lugano, Lizbon, Sao Paulo, Bamberg, Miami, Floransa, Venedik, Singapur, Tokyo, Lahey, Berlin ve Saint-Tropez dahil olmak üzere, dünyanın en prestijli 20’den fazla şehrinde eserlerini sergiledi.
1995    Bir terör organizasyonu, Botero’nun Medellin şehrine bağışladığı Pajaro (Kuş) adlı bronz heykelinin altına bir bomba yerleştirdi. Heykel Plaza del Mercado meydanında duruyordu. Saldırı yirmi üç kişinin hayatına mal oldu ve iki yüz kişi de yaralandı. Botero, Medellin’e La Paloma de la Paz (Barış Güvercini) isimli bir başka heykelini verdi ve bu heykel daha önce tahrip edilen heykelin yanına yerleştirildi.
1996    Botero, Paris’teki Didier Imbert Güzel Sanatlar Galerisi’nde pastellerden oluşan bir set sergiledi. New York’taki Marlborough Galerisi son dönem yağlıboya eserlerinden oluşan bir sergi düzenledi. İkinci Botero gezici sergisi Japonya’daki şehirleri dolaştı: bu kez Tsukuba, Niigata ve Mitsukoshi adlı çok katlı mağazayı ziyaret etti. Aynı yıl eserlerinden oluşan bir sergi Güney Kore’nin Kyungju şehrinde açıldı. Kudüs’teki İsrail Müzesi “Anıtsal Heykeller” adlı sergiye ev sahipliği yaptı.
1997    Fernando Botero sergisi Lugano’da, Roma’daki II Gabbiano Galerisi’nde ve
Münih’teki Thomas Galerisi’nde gösterildi.
1998    Sao Paulo, Rio de Janeiro, Lizbon, Toronto, Bamberg, Berlin, Miami ve Montevideo’da sanatçının eserlerinden oluşan sergiler düzenlendi. Sao Paulo Sanat Müzesi, resim, eskiz ve heykellerinden oluşan bir sergiye ev sahipliği yaptı.
1999    Floransa’daki Piazza della Signoria ve Piazza degli Uffizi’de heykellerini sergilemek üzere davet edilen ilk yaşayan sanatçı oldu. Eserleri ayrıca Floransa’da Palazzo Vecchio’nun Sala d'Arme salonunda sergilendi. İsrail’deki Tel Aviv Sanat Müzesi ve Meksika’daki Monterrey Modern Sanat Müzesi Botero sergilerine ev sahipliği yaptı.
2000    Botero, Kolombiya’ya önemli hediyeler verdi. Bütün modern sanat koleksiyonunu Santa Fe de Bogota'daki Banco de la Republica'ya (Kolombiya Merkez Bankası) bağışladı. Bu koleksiyonu 25 yıllık bir süre içinde oluşturmuştu. Koleksiyonda, kendisine ait yüzden fazla resim, eskiz ve heykelin yanı sıra, “Botero Bağışı” olarak adlandırılan ve Pissarro, Corot, Monet, Renoir, Picasso, Degas, Matisse, Beckmann, Bacon, Dali, Lucian Freud gibi 19. ve 20. yüzyıl sanatçılarının eserlerinin yer aldığı bir koleksiyon da bulunuyordu. Medellin'deki Antioquia Müzesi'ne, Rosenquist, Wasselmann ve Katz gibi çağdaş sanatçıların 21 eserini ve kendi eserlerinden 114’ünü verdi. Aynı yıl, müzenin karşısına Plaza Botero adlı bir meydan yapıldı ve sanatçı, orada kalıcı olarak sergilenmek üzere 23 adet heykelini bağışladı. Bu hediyeler sonucunda Kolombiya, son 150 yılın sanat tarihi trendlerini temsil eden önemli koleksiyonlar elde etti. Böylece Botero'nun “Bugünün Kolombiyalı sanatçıları yıllar önce karşılaştığım sorunlarla karşı karşıya kalmamalı. Latin Amerika'da yapılmışlardan farklı olan tek bir resmin bile orijinalini göremeyerek resim yapmayı öğrenmek zorunda kaldım” sözleriyle dile getirdiği hedefe ulaşılmış oldu.
2001    “Fernando Botero, 50 anos de vida artistica” (Fernando Botero, Sanatla İç İçe bir Yaşamın 50 Yılı) sergisi Meksiko’daki tarihi San Ildefonso Koleji’nde açıldı.
2002    Stockholm’deki Moderna Museet Botero sergisini sundu. Bu retrospektif sergi daha sonra Kopenhag’daki ARKEN Modern Sanat Müzesi’ne taşındı.
2003    “Botero, oeuvres recentes” (Botero, Son Dönem Eserleri) adlı sergi, Paris’teki Maillol
Müzesi’nde açıldı. Botero’nun bazı anıtsal heykelleri Venedik’teki Grand Canal’da sergilendi. Eşzamanlı olarak Palazzo Ducale’de (Düka’nın Sarayı) “Botero a Venezia: sculture e dipinti” (Venedik’te Botero: Heykeller ve Tablolar) adlı sergi gerçekleşti.
2004    Medyada Irak’taki Ebu Garib cezaevindeki mahkumların maruz kaldıkları istismar ve işkencenin fotoğraflarını gördükten sonra, Botero bu konu üzerine bir dizi resim yapmaya başladı. Kolombiya’daki şiddet üzerine yaptığı seriden de 40 adet tablo ve eskizi Kolombiya Ulusal Müzesi’ne bağışladı. Singapur Sanat Müzesi, onun tablo ve anıtsal heykellerinden oluşan bir sergi gerçekleştirdi. Botero, Almanya’nın Schwäbisch Hall şehrindeki Kunsthalle Würth’de bir sergi düzenledi. Bu ülkede son yirmi yılda gerçekleşen ilk büyük Botero retrospektifiydi. “Fernando Botero: gli ultimi quindici anni” (Fernando Botero: Son On Beş Yıl) adlı sergi, Roma’daki Palazzo Venezia’da sanatseverlerle buluştu.
2006    “Botero in Den Haag” (Botero Lahey’de) koleksiyonu aynı adlı şehirde sergilendi. Ebu Garib dizisinden bir tablo seçkisi önce New York’taki Marlborough Galerisi’nde, ardından da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Sanat Müzesi’nde gösterildi. New York Times gazetesi bu sergiyi, yılın en önemli sergilerinden biri olarak nitelendirdi. İspanya‘nın Segovia şehrindeki Torreon de Lozoya, sanatçının tabloları, çizimleri ve heykellerinden oluşan bir sergiye ev sahipliği yaptı.
2007    “The Baroque World of Fernando Botero” (Fernando Botero’nun Barok Dünyası) adlı gezici sergi Quebec Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilendi, ardından Teksas, Oklahoma, Florida, Delaware, Louisiana, Tennessee, Colorado, Ohio ve Kaliforniya eyaletlerinde bulunan dokuz Amerikan kurumunu gezdi. Temmuz- Eylül ayları arasında, Milano'daki Palazzo Reale'de resimlerinin, çizimlerinin ve heykellerinin çok sayıda örneği sergilendi. Botero, Ebu Garib tacizlerine dayalı serisinden 25 tablo ve 22 çizimden oluşan eserlerini Berkeley Sanat Müzesi’ne armağan etti. Washington’daki Amerikan Üniversitesi Müzesi’nde sergi açtı ve müzeye aynı seriden bazı eserlerini de bağışladı. Berlin’deki Thomas Galerisi, şehrin tarihi merkezinde sanatçının anıtsal heykellerinden on altısını sergiledi; Brandenburg Kapısı’nın önüne yerleştirilen Caballo da bu eserler arasındaydı. Diğer heykeller ise Lustgarten Parkı’nda sergilendi. Kolombiya Ulusal Müzesi’ne, kendi anavatanında yaşanan şiddet temalarından esinlenerek yarattığı 48 tablo ve eskizden oluşan bir koleksiyon bağışladı. Sanatçının 75. doğum günü vesilesiyle, Madrid’deki Fernando Pradillo Galerisi, Botero’ya saygı mahiyetinde bir sergi düzenledi.
2008    Sirk konularını işlediği resimleri ve çizimleri BAE, Abu Dhabi'de gösterildi. İspanya’nın Valencia ve Vigo şehirlerinde “Abu Ghraib - El Circo”yu (Ebu Garib - Sirk) sergiledi. Miami'deki Küresel Hayırseverlik Forumu’nda, Poder dergisi tarafından, Kolombiya halkına ömür boyu verdiği katkılar nedeniyle, Yılın Hayırseveri ödülüne layık görüldü.
2009    Ebu Garib serisinden seçilmiş eserler Meksika’nın Monterrey şehrinde sergilendi. Aynı şehirden bir grup iş adamı bronz heykel Caballo’yu satın alarak Macroplaza’ya (ana meydan) yerleştirilmek üzere Kolombiya Hükümeti’ne teslim etti. Bu yolculuk sırasında, Nuevo Leon Özerk Üniversitesi Botero’yu onursal doktora ile ödüllendirdi. “El dolor de Colombia” (Kolombiya’nın Cefası) sergisi Meksika’da, Velacruz - Xalapa’daki Diego Rivera Sanat Galerisi’nde sergilendi. Sanatçının diğer sergileri arasında; Güney Kore’nin başkenti Seul’deki Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi’ndeki “Fernando Botero” sergisi, Venedik’teki Contini Sanat Galerisi, New York’taki James Goodman Galerisi ve Londra’daki Thomas Gibson Güzel Sanatlar Galerisi’ndeki “Fernando Botero: gente del circo” (Botero’nun Sirk İnsanları) sergisi bulunuyor. Berkeley, Kaliforniya Üniversitesi tarafından “Chancellor's Citation” ödülüne layık görüldü.
2010    “Fernando Botero’nun Barok Dünyası” sergisini Reno’daki Nevada sanat Müzesi’nde sergiledi. “Botero” sergisi Budapeşte, Bogota ve İstanbul’da sanatseverlerle buluştu. Günümüz estetik anlayışına yeni bir yorum getiren Botero'nun İstanbul Pera’daki bu sergisi sirk, boğa güreşi, Latin Amerika halkı, Latin Amerika yaşamı, ölüdoğa ve sanat tarihinin geçmiş ustalarından uyarlamaları kapsayan altı bölümden oluştu. Anıtsal heykellerinden oluşan bir sergi Saint-Tropez’e kuruldu.
2011    “Botero” sergisi, Viyana’daki Bank Austria Kunstforum tarafından sergilendi. “Fernando Botero’nun Barok Dünyası” Ohio’da gösterildi. İsa’nın çilesi teması üzerine yaptığı yağlıboyalar ve çizimlerden oluşan “Çarmıhın Halleri” serisinin ilk gösterimi New York’taki Marlborough Galerisi’nde gerçekleşti. Eylül ayında eserleri Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilendi. Locarno’daki La Pinacoteca Comunale Casa Rusca, sanatçının son on beş yıla ait eserlerinden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yaptı.
2012    Çarmıhın halleri üzerine gerçekleştirdiği yeni serisini “Viacrucis: La Pasion” (Via Crucis: İsa’nın Çilesi) başlığı altında Medellin’deki Antioquia Müzesi’nde sergiledi ve bu eserleri müzenin kalıcı koleksiyonuna bağışladı. 76 alçı çalışması ve 44 çizimden oluşan Los Yesos de Botero (Botero’nun Alçı Dökümleri) koleksiyonu ilk kez Assisi’deki Monte Frumentario Sarayı’nın odalarında sergilendi. Botero’nun 80. doğum günü olan 19 Nisan’da onuruna birçok şehirde kutlamalar gerçekleşti. Meksiko’daki Güzel Sanatlar Sarayı “Fernando Botero, una Celebracion” (Botero’ya Kutlama) başlıklı büyük bir retrospektif sergi düzenledi. Bielefeld’deki Samuelis Baumgarte Galerisi “Fernando Botero - Hommage zum 80. Geburtstag” (Fernando Botero – 80. Doğum Gününe Saygı) adı altında, sanatçının tablo, heykel ve çizimlerinden seçilmiş eserlerini sergiledi. Temmuz-Eylül ayları arasında, son 25 yıldır heykel çalışmalarını gerçekleştirdiği Pietrasanta’da heykelleri ve çizimleri sergilendi. Ekim ayında Bilbao Güzel Sanatlar Müzesi, Botero’nun son 75 senede yarattığı birçok eseri bir araya getiren ve sanatsal kariyerinin kapsamlı bir antolojisi olan “Fernando Botero: Celebracion” (Fernando Botero: Kutlama) sergisini sundu.
2015    “Fernando Botero“ adlı sergi Seoul Sanat Galerisinde yer aldı.
2015- 2016     “Botero Çin’de“ adlı sergi Çin Sanat Müzesi, Şanghay’da açıldı.
2016    “Botero, Celebrate Life! “ adlı sergi ise Kunsthal Rotterdam, Hollanda’da açıldı